SAPTAMALAR 2

Ülke olarak vazgeçilmez ve neredeyse hem fikir olduğumuz iki konu var. Bunlardan biri; dış güçler, diğeri '' biri bizi kıskanıyor.'' meselesi. Bu iki konuyu öyle ciddiye alıyoruz ki; ülke yönetiminden sorumlu yöneticilerden tutun, mahalledeki Ayşe-Fatma teyzeye, kahvedeki Ahmet amcaya kadar her birimiz her Allah’ın günü bunları konuşuyoruz.

 

Okulda yaramazlık yapan öğrencinin velisi; '' bizim çocuk iyi ama çevresi kötü, çekemiyorlar bizimkini' der. İş kurmaya çalışıp başarılı olamayan; '' komşuların nazarına geldik, çekemediler. '' der. Dolar yükselir yönetimden sorumlu kişiler; '' muhalefet bizi çekemiyor. ''der. Yani anlayacağınız kimse sorumluluk almaz, suçu hep bir başkasında arar. Birileri bizi hep çekemez çünkü;  biz çok başarılı, çok becerikliyizdir. Asla bir yanlış yapmaz. Hata nedir bilmeyiz. Bir hata, bir yanlış varsa bize ait veya bizden sebep değil, bizi çekemeyenlerindir.

 

Ülke olarak daima tetikte ve savaşa hazır durumdayızdır. En aklı başında insanla bile oturup konuşmaya çalışsan konu döner dolaşır '' ülke bir gün işgal edilecek olsa, bizi yine ordu koruyacak. '' noktasına gelir. Biri bizi niye işgal etsin, niye bir savaşa girmek zorunda kalalım gibi ince ayrıntıların bir önemi yoktur.

Bizi diri tutan bir düşman düşüncesi gereklidir. Düşmanın kim olduğu, bize uzaklığı, gerçekte var olup olmaması gibi ufak ayrıntıların pek bir önemi yoktur. Bize düşüncesi yeterlidir. Başımız sıkıştığında sorumluluğu yükleyebileceğimiz, başarısız olduğumuzda suçlayabileceğimiz, işler kötü gidince tutunup, desteğe ihtiyaç duyduğumuzda safları sıklaştırmak için kullanacağımız bir düşman lazımdır.

 

Oysa;  ülkemizin Doğusu yine ülkemizin Batısını kıskanacak kadar geri durumdayken, Batı               ( Burada Avrupa’yı kast ediyorum.) bizi kıskanıyor masalına kendimizi inandırmayı akıl ve mantıkla izaha çalışmıyor, çalışmak dahi istemiyorum. Aslına bakarsanız bu davranışlarımızın nedeni basittir.

Basittir çünkü; bizde olması gerekenler yoktur. Bilim yoktur mesela, sanat yoktur. Bunlara değer veren insanda yoktur. Sanayi yoktur mesela, bırakınız sanayiyi bugün topraksız yapılabilir hale gelen tarım bile biz de yapılamaz olmuştur. Akıl uğramaz olmuş, düşünce yapılamaz olmuştur. Felsefe kapı kapanmış, ahlak halı altına itilmiştir. İnancın içi boşaltılmış, dün bezirganlar elinde oyuncak edilmiştir.

Tüm bunlar gözümüzün önünde olurken, her seferinde ‘’Dur bakalım ne olacak?’’ diye bekleyen canım ülke insanlarıma tavsiyemdir: Aziz Nesin’den ‘Du Bakali N’olcek’ adlı hikayeyi okuyunuz.

 

                                                                                                                         Mehmet KESKİN

Picheus AKADEMİ:  SAPTAMALAR1 Ülkemizde yaşanan insani, ahlaki ve v...

Picheus AKADEMİ:  SAPTAMALAR1 Ülkemizde yaşanan insani, ahlaki ve v...:   SAPTAMALAR 1   Ülkemizde yaşanan insani, ahlaki ve vicdani bozulmalara bakınca; bu yazıyı yazan kişinin   aklına iki   sorun kaynağı g...

 

SAPTAMALAR 1

 

Ülkemizde yaşanan insani, ahlaki ve vicdani bozulmalara bakınca; bu yazıyı yazan kişinin  aklına iki  sorun kaynağı geliyor. “Açlık” ve “Yoksunluk”  yaşadığımız süreçte karşılaştığımız sorunların temel kaynağı diye düşünüyorum.

1-Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine bakacak olursak, beslenmenin birinci basamakta yer aldığını görürüz. Canlı tabiatı gereği hayatta kalmak için önce beslenme sorununu çözme derdine düşecektir. Bugün ülkemizde yaşayan çoğu insanın bu birinci basamağı yerine getirebilmek için sabah akşam didindiğine eminim. Bu mücadeleyi veren insanlardan maalesef; ahlaki, vicdani veya insani bir değere sahip çıkmasını bekleyemeyiz. Böyle bir beklenti içerisinde olmak en hafif ifade ile saflık olacaktır. Ülkemizde bugün yaşadığımız sıkıntıların temel noktalarından birisi bu açlık meselesidir. Açlıkla sınanan insanın; insanlığın mutluluk ve huzur için yaratmış olduğu değerlere sahip çıkması beklenemez. Aç kalan insan için birinci öncelik açlığını gidermek olacaktır. Bu açlığı gidermek içinde elindeki tüm değerleri askıya çıkaracak, belki de tahmin edilemeyecek kadar alçalacaktır –ki bugün ülkemizde yaşadığımız insan kaynaklı sıkıntılar bu duruma iyi birer örnektir-.

Peki; açlıkla sınanıp da bu değerlerinden ödün vermeyen veya vazgeçmeyen insan var mıdır? Ben bunun mümkün olmadığını düşünüyorum. Bence; aksini iddia eden ya gerçek açlıkla sınanmamıştır ya da zaten bu değerlere tam manasıyla sahip olmadığı için ne anlamlar taşıdığını çok fazla bilmiyordur.

2-“Yoksunluk”dan kastım da esasen eğitimsel eksiklikler. John Locke insan dünyaya boş bir levha ( Tabula Rasa ) şeklinde gelir, dünyada yaşamış oldukları ve aldığı eğitimle bu levha işlenir, doldurulur demek ister. Bizde dünyaya geliş anından itibaren ailede alınan daha sonrasında devlet tarafından- belli kalıplar içerisinde- verilen eğitim baştan aşağı sıkıntılarla dolu. Oturup sıkıntıları tek tek yazmaya kalksak galiba ne vakit ne de kâğıt yeter. Fakat şu bir gerçek ki; eğitim sistemimiz ne çocuklara ne eğitimi veren öğretmenlere ne de beklenti içerisinde olan anne-babalara mutluluk vermiyor. İçinde yaşayan bireyleri mutlu olmayan bir toplumdan ahlaki, insani veya vicdani değerler beklemek yine en hafif haliyle saflık olacaktır. İnsanlarımızın mutsuzluğunu yüzlerine baktığımızda anlamak mümkündür. Çok çaba sarf etmeye gerek yok. Komşumuzun, çalışma arkadaşlarımızın, sokağa çıktığımızda koşuşturan insanların, evde eşimizin, çocuğumuzun yüzüne -anlamak isteyerek- bir-iki dakika bakacak olsak mutsuzluğun farkına varırız.

İçinde bulunduğumuz bu “Yoksunluk” hali nasıl son bulur? Bu soruya verilebilecek tek bir yanıt ne yazık ki yoktur. Ülkemiz; ekonomi,eğitim,ahlak,din ve siyaset konularının tamamında içinden çıkılmaz bir kısır döngü içerisine girmiş durumdadır.

 

                                                                                                           Mehmet KESKİN

6 MAYIS'TA
SEVGİLİM!!
Ne garip şu dünya.
Zamanın bir anında:
Fidanlar kırılıp,
güller solmuş 6 Mayıs'ta
'O iyi insanlar,
O güzel atlara binip gittiler.' *
yazmış kitaplarda.
Sonra;
Yine bir 6 Mayıs'ta.
Güneş yüzünü göstermiş.
Umut çiçek vermiş.
Dünya;
Cıvıl cıvıl bir bahçe
İçinde;papatya,ebruli
Sevgi yeşermiş yeryüzünde.
Yani; rüya gibi.
Güller açmış 6 Mayıs'ta.

                           MEHMET KESKİN

*'YAŞAR KEMAL'
                       

olur öyle

Geçenlerde ney farkettim. Şimdi hepimizin tc kimlik no’sunu kodlama biçimi var. Mesela ben sayıları çifter çifter söylüyorum.onyedi otuzüç seksenyedi yirmiiki bıdı bıdı gibi.

Mesela sen bunu söylüyorsun, sonra karşı taraf doğruluğunu teyit etmek için sana tekrar söylüyor ama kodlamayı değiştiriyor. Mesela yüzyetmişüç üçyüzseksenyedi.. gibi. 3 basamaklı sayılar şeklinde söylüyor. Ve sen bunu duyduğunda afallıyorsun resmen. Binlerce kez söylediğin şeye yabancılık çekiyorsun. İşte bunların hepsi neyden oluyor biliyor musun? Ben bilmiyorum açıkçası. Tespiti yaptım, burada bırakıyorum. Teşekkürler. Dur lan acaba beyin lobunun şu ön kısmınd… Yok yok o değil. Teşekkürler.

yıl 2012 daha yeni farkedip yayınlıyorum

son zamnlarda birşey yapmamak için birşey yapmıyorum. böyle miskinliğin dibine vurup, öyle bütün gün malak gibi yatmayı en büyük hobim haline getirmeyi istiyorum. başladım bunu gerçekleştirmeye. yatıyorum bi yere miskin misnkin uzanıyorum. hiçbirşey için gram enerji harcamıyorum. öyle ki elimle ve ya ayağımla uzanamayacağım eşyalara ihtiyacım yokmuş gibi davranıyorum.

yanlış anlamayın depresyon hali değil bu çünkü kasıtlı yapıyorum bunu. niye mi ? manyağım da ondan. manyağım evet hangi sıradan insan dinlediği şarkılarda ki mantık hatalarını arar ki. evet bir sürü şarkı var böyle.

Fettahcan'ında dediği gibi "boş bardak birgün taşar " yine çok mantıklı konuşmuş adamım be.

Gülben ergen de "ya benimsin ya elin " diyerek müzüik dünyasında çığır açan sanatçılarımızdan.

ama bu demek değildir ki şarkılara kaptırmıyorum kendimi mesela Sezen Aksu'un " Vay" şarkısını her dinlediğimde kendimi " vay aq" diye eşilik ederken buluyorum.

"Bak ne diyorum? Gizlemiyorum. Sensiz yaşamak zor geliyor bana..." Lan bu şarkıyı 'Rafet El Roman'laşmadan söyleyemiyorum bir türlü...
ama yine de biraz "belki de şarjın bitti ya da biz bittik" diyen Kenan Doğolu rahatlığından istiyorum.



son zamanlarda boş vakitlerimin içinden çaldığım zamanlarda kendimle ilgileniyorum. saçıma değişik şekiller veriyorum , sakalımla oynuyorum filan ( evet sakalım okutulacak kadar uzadı ) , sonra içten içe diğer erkeklerden özür dilemeden edemiyorum. çünkü Mehmet Günsür , Feriha daki Emir ve ben gibilerin erkeklerin çan eğrisini yükselttiğimizin farkındayım. kusura bakmayın gençlik . şimdi kendimi gereksiz yere övdüğümü düşünebilirsiniz, tamam çan eğrisini yükselttiğim de tartışılabilir ama bazı erkeklerin de düşürdüğünü tartışmaya gerek bile duymuyorum . öyle ki bazılarına Fatmagül'ün abisinin ses tonuyla " canım yaa en fazla bu kadar mı onlunlaşabildin olsun olsun üzülme " demek istiyorum. ve böyle adamların yanın da öyle kızlar görüyorum ki gidip yanına " canım çok tatlıymış biraz sevsem ısırır mısın ? " diyip temiz bi dayak yemek istiyorum anca ciğerim soğur çünkü....



istanbul' da yeni yaşamaya başlamama rağmen hemen trafikten şikayet ederek ortama uyum sağladım. ilkokulda katılar ve sıvılar sıkıştırılamaz diyen fen bilgisi hocamın kolundan tutup metrobüse sokmak istiyorum. bakalım hala bu bilgi de ısrarcı olacak mı. Oğuz Atay'ın " Tutunamayanlar é adlı çok meşhur bi romanı vramış. olay otobüste geçiyor galiba çünkü geçen ben tutunamadım, fonda da Işın Karaca'dan tutunamadıııımmm şarkısı çalıyordu. çözüm çok basit aslında İsviçreli bilim adamlarını koy İstanbul trafiğine bak bakalım ertesi güne nasıl buluyorlar ışınlanmayı. onlarda bu birşeyler icat etme işini iyice savsakladılar zaten. yıl olmuş 2012 hala özlemeye bir çözüm bulamadılar. bari gidin ışınlanmayı bulun dimi, dört açılı diş fırçasını bi tarafımıza mı sokucaz çok afedersiniz. ışın kılıcını da biran önce bulun yani ben 70 yaşına geldikten sonra bulsanız neye yarar. evlendikten sonra zaten İsviçreye yerleşmeyi düşünüyorum çocuğum orda eğitim görsün hiçbirşey olmasa bile en azından bilim adamı olur....

Gülümse

hayatı bir yerinden yakaladığını düşünüyorsun.

her şey yoluna giriyor, gülüyorsun , eğleniyorsun

etrafa mutluluk pozları vermek eskisi kadar zor gelmiyor sana.

sonra yine bir durgunluk hissi...

 benim beraber gülmeyi özlediğim insanlar var
...

Bu Aralar

Bu aralar canım acıyor yazarken.

Nasıl mı!!

Kalemi her elime alışımda,

Adın kalbime batıyor.

Olur mu?? deme.

Oluyor.

Sen ve Ben..

Aynı kalmaz artık hiçbir şey..

Bugünden bir parça barındırmaz yarın.

Ne ben;ben olurum gayrı

Ne sen;sen olarak kalırsın.

Sen;

Düne sıkışmış bir anı olursun.

Ben;

Yarında yaşamaya devam ederim.

Sen;

Bugünde ölürsün.

Ben;

Şafağı yaran güneş gibi yarında doğarım.

Sen;

Belki sen olarak kalırsın.

Ben;

Ben olmam gayrı....

M.KESKİN...

Deneme

Bütün düşüncelerimi uyuttum.
Bir tek sen;
Unutulmaya ayak diriyorsun.
Zorla öğle uykusuna yatırılan,
Yaramaz çocuk misali.

Mehmet Keskin

Sadece Seviyorum







Uzaktan seviyorum seni.. Kokunu alamadan, boynuna sarılamadan, yüzüne dokunamadan.. "Sadece seviyorum" 

Cemal Süreya

BMS İptal Olmuş :((

Blue mountain state dizisi son 3 yıldır gönlümüzde taht kurmuştu. Reytinleri ve izleyici oranları yeni sezon için anlaşma imzalamaya yettiği halde ve hatta anlaşma imzalandığı halde dizi iptal edilmiş. Kahroldum.

Dizi klasik bir gençlik dizisi olmasına rağmen neresinden tutarsanız orasından bir şeyler yakalıyorsunuz :)
Sammy'nin şapşallıklarından Alexin oyunculuğuna Thad'in çığlıklarına kadar kendini sevdirecek çok saçma şeylere sahip bir dizi. Ama hakkını verelim bunun kadar güldüreni yok.

Tek dertleri amerikan futbolu, kadınlar,  çömezlere eziyet olan dizinin bitmesi açıkçası beni üzdü.

Alemin en "karılı kızlı" dizisi de bitti geçmiş olsun.
 
Thad'in bisküvi koklama sahnesi
Hangimiz bu diziyi izleyip de bu sahnesi pucket pussyi unutabilir.




1-2 şey daha paylaşayım bms artık sadece anılarda yer alsın.

Mary Jo İle İçki Oyunumuz. Gecelerinize güneş olacak.

Bms'in Açılış Müziği



Debra kadınım seni asla unutmayacağım...

Erkeksel mevzular

Kim Kardashian
Kpssydi testlerdi derken gün içerisinde eğlenmeyi unutmuş hale geldim. Ders teneffüs ders şeklinde geçen hayatımın 3 dakikalık bir kestini anlatayım :)

Her zamanki gibi bir süre çalıştıktan sonra mola verdim. Kantinde millete sırtımı dönüp oturuyordum. Çayımı aldım yudumluyorum. Önümdeki masada tek sap oturuyor. Az ilerisinde de bilgisayarlar var.

Bizim sapın yanına 2 sap daha geldi. Kitaptan bir soruyu ya da konuyu tartışmaya başladılar.
Aradan 10 saniye geçmeden içeri 2 tane sıradan türk kızı girdi( sıradan diyorsam izmirlilere göre sıradan). Bilgisayarlara doğru yöneldiler. Öndeki saplardan biri diğer ikisi dürttü "bakın lan bakın" der gibi. Neyse o arada meraktan ben de baktım tabi. Kızların birinin mabadı aşure kazanıyla büyüklüğünde çeşmiş bülbül narinliğinde, sanırsın kim kardashian. Bizim elemanlar camide namazı bitiren mümin gibi bir kitaba bir kıza bakıyorlar. Eleman, kitaba bakanları hem dürtüyor hem de çevresini kesiyor  bize bakan var mı diye. Çevresine bakmasıyla gözgöze gelmemiz bir oldu. O an kendimi tutamayıp hahahaha dememle karşı taraftan kantini yıkacak tonla zuhaaaaaaaauhhahaaa tepkisinin gelmesi bir oldu :)

Kızardılar bozardılar ama her zamanki gibi savunma gecikmedi:
"Napacan işte erkeksel mevzular  :)"

Bizim elemanların fotoğrafını çekemedim ama yaşlılık hallerini buldum. Diğeri nerde derseniz büyük ihtimal yokluk onun başına vurmuş erken ölmüştür :)
Dikkat Dedeler

Bir insanı sevmekle başladı her şey!

Tavsiye: Şarkıyı dinleyerek okuyabilirsiniz.

Dokunamadığın halde tadını bildiğin, bildiğini zannettiğin kişinin teninde gizlidir aşk. Onu sevmekle başladı her şey. Dünya değişti, başkalaştı, daha hızlı döner hal aldı fakat zaman bir türlü geçmiyordu.

Keşke çocukken tanışsaydık seninle gelip bana sorsaydın:
- Büyüyünce ne olacan?
- Ben büyüyünce 'senin' olucam..
derdim. Ait olduğumuz zamanlarda görüşemedik seninle. Birbirimiz olmadan geçen birbirimize ayrılan zamandı oysa. Biraz da sustuklarımızdan sorumluyuz.

Hiç yapamayacağımı düşündüğüm şeyleri yaptım. İkimizinde karakteri birer demirdi sadece biri sıcak diğer soğuk. Yoksa beni böyle şekillendirebilir miydin? Pişman değilim yine yapar mıydım? Evet hem de hiç düşünmeden.
Yaptıklarım için hiç bir zaman pişman olmadım, en büyük pişmanlıklarım yapmadıklarımda gizli. Elini tutamadığım için pişmanım, seni bir kere daha güldüremediğim için pişmanım, elimde sihirli bir güç olmadığı için acılarını unutturamadığım için pişmanım. Affet...

"Kaybedeceğini bile bile neden mücadele ediyorsun dedi.. Öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o an… Bozmadım." /Özdemir Asaf/

ve yine her şey bir insanı sevmekle başladı...
Seni sevdiğimi anladığım günden beri
Sesler değişti renkler değişti
Yüzümdeki çizgiler başkalaştı
Geçmişim değişti oyunlaştı
Yeşilin ortasında gelincik gibi
İnceleşti yabancılaştı

(buraya uygun bir başlık bulamadım)

efenim uzun zamandır izlemediğim, ama dün tesadüf üzeri tekrar izlemeye başladığım "muhteşem memeler" ay pardon "muhtesem yüzyıl" dizisinden bahsedip herzaman ki gibi başka konulara dalarak yazıma devam ediciim...



dünkü bölümde "şehzade Mustafa " rolünde diziye "Mehmet Günsür" katıldı. ... bu üç noktalık bekleme payı kızların ağzının suyunu silme süresi içindi. efenim tamam adam çoğ yağuşuğluu olabilir, sözümüz yok ama sırf ünlü diye de bu kadar abartmanın alemi yok. şimdi Mehmet Günsür 37 yaşında. Facebookta 37 yaşında bir adam size mesaj atsa "amaan koca koca adamlar bile bana yavşıyo artık " triplerine girersiniz, bu ne iki yüzlülüktür. ha diyorsanız ki kıskançlık yapma "tıheh ben ne kıskanıcam yaa" derim size zaten adamı fotoğrafçı olsun diye istanbula gönderdik herif şehzade oldu tesadüfün bu kadarı ehehe tamam bu espriyi yaptığımı unutuyorsunuz tamam mı.


ayrıca dizi de iki karakteri oynayan "Nur Aysan" (1. karakter Mahidevran Sultan 2. karakter elmacık kemikleri hdsjkhfjşkhah öhüümm tamam sustum)

şehzade Mustafa nın annesi rolünde ama kadın 1980 doğumlu şehzade Mustafa 1975 lgkshdkjd ironiye gel :D sıktı bu muhabbet değiştiriyorum...


bazı bazı kişilerle konuşuyorum " yok efenim hayat çok sıkıcıymışta bilmem ne de " hiç çekinmeden diyorum yüzlerine karşı " hayat sıkıcı değil sen fakirsin " diye şaka la şaka adam zaten fakir bide ben üzer miyim...


ben de sıkılıyorum bazı bazı doğal olarak. mesela otobüs yolculuklarında çok sıkıldığım zamanlarda duvarlarda ki " çare Sarıgül " yazılarını sayıyorum. siz de böyle değişik aktiviteler bulun kendinize...

düşünüyorum da hayatıma türlü türlü insanlar giriyor. ya ben çok boş beleş bir insanım ya da başka bir şey... bu insanların çoğu bir filmi izlemek için tam ekran yaptığımızda, dikkat dağıtmasın diye kenara ittiğimiz mouse imleci kadar önemsiz. gelin görün ki hayatımdalar yapıcak bişiy yok...


yanlız millet olarak biraz garanticiyiz sanki. Otobüste inecekken düğmeye basıldığı halde ne olur ne olmaz diye bir de üstüne biz basıyoruz mesela. Yapmamalıyz bence bunu. Bu riski almalıyız.

ya o deil de öyle ilginç atasözleriiz var ki bazılarına gülsemmi üzülsem mi bilemiyorum. misal kendi söküğünü dikemeyen bir terzi olsam mesleği bırakırım lan. Biri duysa ne der. Rezillik resmen.

aynı şey bazı hikaye ve ya romanlarda da denk geliyor. misal, daha denizaltı icat edilmeden " denizler altında 20 bin fersahı" yazan adam var o.O . bu adam ne içtiyse aynından istiyorum uçmuş herif resmen.


neyse genjler geçen gün biri sordu dedi ki "- senin hiç sorunun olduğu biri yok mu ya herkesle mi iyi anlaşıyorsun ?"

"Beni anlayan insanlarla hiçbir sorunum olmadı; çünkü beni sevdiler.

Beni anlamayan insanlarla hiçbir sorunum olmadı; çünkü beni sevmediler.

Beni anladığını sanan insanlarla hiçbir sorunum olmadı; çünkü beni sevdiklerini sandılar.

Beni anladığını sandığım insanlarla büyük sorunlarım oldu; çünkü onları sevdiğimi sandım..." dedim.

o da " ketçapı kullanmıyorsan alabilir miyim ? " dedi. evet yaa evet çevremde bir sürü böyle insan var anlayın beni de :D :D




unutmayın arkadaşlar hayat bazen çok " Sheldon"





hadi dağılın hadiii hepinizin gadasını alırım iyi geceler...

oluyor bazen

Geçenlerde ney farkettim. Şimdi hepimizin tc kimlik no’sunu kodlama biçimi var. Mesela ben sayıları çifter çifter söylüyorum.onyedi otuzüç seksenyedi yirmiiki bıdı bıdı gibi.

Mesela sen bunu söylüyorsun, sonra karşı taraf doğruluğunu teyit etmek için sana tekrar söylüyor ama kodlamayı değiştiriyor. Mesela yüzyetmişüç üçyüzseksenyedi.. gibi. 3 basamaklı sayılar şeklinde söylüyor. Ve sen bunu duyduğunda afallıyorsun resmen. Binlerce kez söylediğin şeye yabancılık çekiyorsun. İşte bunların hepsi neyden oluyor biliyor musun? Ben bilmiyorum açıkçası. Tespiti yaptım, burada bırakıyorum. Teşekkürler. Dur lan acaba beyin lobunun şu ön kısmınd… Yok yok o değil. Teşekkürler.

Kadir İnanırlı UGG Reklamı

Ugg salgını nereden geldi , bir türlü bitemedi diyenler meğerse bu salgını delikanlılığın himalayası Kadir İnanır başlatmış.

How i met your Barney


How i met your mother'ın yeni açılış introsu. Russian edition diye geçiyor sanıyorum. Grup lideri olan barney'e de böyle bir intro yakışırdı diyor iyi seyirler diliyorum.

olaylar olaylar




bu ara değişik değişik haleti ruhiyeler içine girip girip çıkıyorum ya da çıkıp çıkıp giriyorum bilmiyorum. bazen kendimi, evde tatlı tatlı kabak çekirdeğini çitlerken içlerinden çıkan ve ağzının bütün tadını bozan çekirdek gibi hissediyorum. bazense kendimi, patlamış mısırları kaba dökerken son anda patlayıp bütün mısırları dağıtan sinsi mısır tanesi gibi hissediyorum , böyle hain , fesat niye bilmiyorum...


durumumdan kaynaklı mıdır bilmiyorum ama bazı insanlara feci derece de gıcık olmuş durumdayım. mesela "oo bensiz eglenmelere gidiliyo" diyen insan. lan sitem edecegine "ulan ben bunlara ne ibnelik yaptım da beni çağırmıyorlar " diye dusunmen daha mantıklı değil mi ? bundan başka dovulurse "ohh olsun" diyecegim tek canli turu biscolata erkeğidir. O ne öyle böyle kaslar bir şeyler , bir de benim modd umu seçer misin demiyorlar mı ağızlarına ağızlarına vurasım geliyor ama sinirli sinirli ( suratımda da kafasında bardak kıran bbg caner ifadesi dili ısırmalı filan )

büyük marketlerden alışveriş yapmaktan nefret eder hale geldim. o kalabalık ta kasa sırasına geç, kasiyer kızın aldığın malzemeleri hızlı hızlı okutmasıyla üzerinde oluşan poşetleme baskısıyla uğraş , sıradakilerin "hadi kardeşim " bakışlarına maruz kal öff bir sürü şey . kasiyer kızlardan da korkar oldum zaten . kız money club kartım yok diyince bile nasıl bakıyor "bu kelebek makarna uçmuyor " desem götümü keser valla..

allahtan şu sıralar hastayım da evde bütün gün ense yapabiliyorum. zamanında bizimkiler iyi çalışmışlar allahtan ki markete gönderecek velet sayısı da bir hayli fazla mahalle de. zaten markete göndermeyeceksen niye çocuk yaparsın ki hiç olmazsa kumandayı getir su getir gibi küçük aktivitelerde kullanırsın dimi ama.

yanlız bomba gibi haberlerim var size , evdeyim demiştim ya hastalıktan mıdır kar dan mıdır böyle bir romantiklik var üzerim de şiirler yazıyorum filan buraya da yazayım bi bakalım nasılmış...

Alışmamış götte duramayan don gibi duygularım senden sonra.Kimseyi istemiyor,kimseye ait olamıyor alışmak sevmekten daha zooor geliyor. Acıdan geçmeyen şarkılar biraz gevşektir. ahh ahh ferhat göçer dinleyemiyorum ki sözlerini tam yazabileyim, o boynundan çıkan damarı iki parmağımla tutup sökmek istiyorum yani öyle.


don demişken, bu karlı ve soğuk havalarda "donsuz geceler" şakası yapıldı mı? Yapılmadıysa ben şaka yapmıyorum bundan kelli lütfen geleneklerimizi sürdürelim..






Eurovision'a Adele, Rammstein ve Children of Bodom'un katılması üzerine artık Can Bonomo "adaletini s.kim dünya" diye bir şarkıyla katılsın bence. bune lan resmen şampiyonlar liginde ölüm grubuna düşmüş Fareo Adaları takımı gibi olmuş. bari Hayko Cepkin katılsaydı da bu sene tam uyum sağlardık...






Bütün sene Atiye ismi dolaştı ortalarda ama olmadı , niyesini bilmiyorum taytını mı çıkarmak istememiş ne olmuş anlamadım, olsaydı iyi olurdu...


neyse bu karlı, güzel pazartesi akşamında, bu geceyle özdeşleşmiş ve çok sevdiğm bir diziden alıntı yaparak yazımı bitiriyorum..

''Adam pisliğin teki çıktı rıza baba '' Arka Sokaklar

saygı sevgi