bizden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bizden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

BMS İptal Olmuş :((

Blue mountain state dizisi son 3 yıldır gönlümüzde taht kurmuştu. Reytinleri ve izleyici oranları yeni sezon için anlaşma imzalamaya yettiği halde ve hatta anlaşma imzalandığı halde dizi iptal edilmiş. Kahroldum.

Dizi klasik bir gençlik dizisi olmasına rağmen neresinden tutarsanız orasından bir şeyler yakalıyorsunuz :)
Sammy'nin şapşallıklarından Alexin oyunculuğuna Thad'in çığlıklarına kadar kendini sevdirecek çok saçma şeylere sahip bir dizi. Ama hakkını verelim bunun kadar güldüreni yok.

Tek dertleri amerikan futbolu, kadınlar,  çömezlere eziyet olan dizinin bitmesi açıkçası beni üzdü.

Alemin en "karılı kızlı" dizisi de bitti geçmiş olsun.
 
Thad'in bisküvi koklama sahnesi
Hangimiz bu diziyi izleyip de bu sahnesi pucket pussyi unutabilir.




1-2 şey daha paylaşayım bms artık sadece anılarda yer alsın.

Mary Jo İle İçki Oyunumuz. Gecelerinize güneş olacak.

Bms'in Açılış Müziği



Debra kadınım seni asla unutmayacağım...

Erkeksel mevzular

Kim Kardashian
Kpssydi testlerdi derken gün içerisinde eğlenmeyi unutmuş hale geldim. Ders teneffüs ders şeklinde geçen hayatımın 3 dakikalık bir kestini anlatayım :)

Her zamanki gibi bir süre çalıştıktan sonra mola verdim. Kantinde millete sırtımı dönüp oturuyordum. Çayımı aldım yudumluyorum. Önümdeki masada tek sap oturuyor. Az ilerisinde de bilgisayarlar var.

Bizim sapın yanına 2 sap daha geldi. Kitaptan bir soruyu ya da konuyu tartışmaya başladılar.
Aradan 10 saniye geçmeden içeri 2 tane sıradan türk kızı girdi( sıradan diyorsam izmirlilere göre sıradan). Bilgisayarlara doğru yöneldiler. Öndeki saplardan biri diğer ikisi dürttü "bakın lan bakın" der gibi. Neyse o arada meraktan ben de baktım tabi. Kızların birinin mabadı aşure kazanıyla büyüklüğünde çeşmiş bülbül narinliğinde, sanırsın kim kardashian. Bizim elemanlar camide namazı bitiren mümin gibi bir kitaba bir kıza bakıyorlar. Eleman, kitaba bakanları hem dürtüyor hem de çevresini kesiyor  bize bakan var mı diye. Çevresine bakmasıyla gözgöze gelmemiz bir oldu. O an kendimi tutamayıp hahahaha dememle karşı taraftan kantini yıkacak tonla zuhaaaaaaaauhhahaaa tepkisinin gelmesi bir oldu :)

Kızardılar bozardılar ama her zamanki gibi savunma gecikmedi:
"Napacan işte erkeksel mevzular  :)"

Bizim elemanların fotoğrafını çekemedim ama yaşlılık hallerini buldum. Diğeri nerde derseniz büyük ihtimal yokluk onun başına vurmuş erken ölmüştür :)
Dikkat Dedeler

oluyor bazen

Geçenlerde ney farkettim. Şimdi hepimizin tc kimlik no’sunu kodlama biçimi var. Mesela ben sayıları çifter çifter söylüyorum.onyedi otuzüç seksenyedi yirmiiki bıdı bıdı gibi.

Mesela sen bunu söylüyorsun, sonra karşı taraf doğruluğunu teyit etmek için sana tekrar söylüyor ama kodlamayı değiştiriyor. Mesela yüzyetmişüç üçyüzseksenyedi.. gibi. 3 basamaklı sayılar şeklinde söylüyor. Ve sen bunu duyduğunda afallıyorsun resmen. Binlerce kez söylediğin şeye yabancılık çekiyorsun. İşte bunların hepsi neyden oluyor biliyor musun? Ben bilmiyorum açıkçası. Tespiti yaptım, burada bırakıyorum. Teşekkürler. Dur lan acaba beyin lobunun şu ön kısmınd… Yok yok o değil. Teşekkürler.

olaylar olaylar




bu ara değişik değişik haleti ruhiyeler içine girip girip çıkıyorum ya da çıkıp çıkıp giriyorum bilmiyorum. bazen kendimi, evde tatlı tatlı kabak çekirdeğini çitlerken içlerinden çıkan ve ağzının bütün tadını bozan çekirdek gibi hissediyorum. bazense kendimi, patlamış mısırları kaba dökerken son anda patlayıp bütün mısırları dağıtan sinsi mısır tanesi gibi hissediyorum , böyle hain , fesat niye bilmiyorum...


durumumdan kaynaklı mıdır bilmiyorum ama bazı insanlara feci derece de gıcık olmuş durumdayım. mesela "oo bensiz eglenmelere gidiliyo" diyen insan. lan sitem edecegine "ulan ben bunlara ne ibnelik yaptım da beni çağırmıyorlar " diye dusunmen daha mantıklı değil mi ? bundan başka dovulurse "ohh olsun" diyecegim tek canli turu biscolata erkeğidir. O ne öyle böyle kaslar bir şeyler , bir de benim modd umu seçer misin demiyorlar mı ağızlarına ağızlarına vurasım geliyor ama sinirli sinirli ( suratımda da kafasında bardak kıran bbg caner ifadesi dili ısırmalı filan )

büyük marketlerden alışveriş yapmaktan nefret eder hale geldim. o kalabalık ta kasa sırasına geç, kasiyer kızın aldığın malzemeleri hızlı hızlı okutmasıyla üzerinde oluşan poşetleme baskısıyla uğraş , sıradakilerin "hadi kardeşim " bakışlarına maruz kal öff bir sürü şey . kasiyer kızlardan da korkar oldum zaten . kız money club kartım yok diyince bile nasıl bakıyor "bu kelebek makarna uçmuyor " desem götümü keser valla..

allahtan şu sıralar hastayım da evde bütün gün ense yapabiliyorum. zamanında bizimkiler iyi çalışmışlar allahtan ki markete gönderecek velet sayısı da bir hayli fazla mahalle de. zaten markete göndermeyeceksen niye çocuk yaparsın ki hiç olmazsa kumandayı getir su getir gibi küçük aktivitelerde kullanırsın dimi ama.

yanlız bomba gibi haberlerim var size , evdeyim demiştim ya hastalıktan mıdır kar dan mıdır böyle bir romantiklik var üzerim de şiirler yazıyorum filan buraya da yazayım bi bakalım nasılmış...

Alışmamış götte duramayan don gibi duygularım senden sonra.Kimseyi istemiyor,kimseye ait olamıyor alışmak sevmekten daha zooor geliyor. Acıdan geçmeyen şarkılar biraz gevşektir. ahh ahh ferhat göçer dinleyemiyorum ki sözlerini tam yazabileyim, o boynundan çıkan damarı iki parmağımla tutup sökmek istiyorum yani öyle.


don demişken, bu karlı ve soğuk havalarda "donsuz geceler" şakası yapıldı mı? Yapılmadıysa ben şaka yapmıyorum bundan kelli lütfen geleneklerimizi sürdürelim..






Eurovision'a Adele, Rammstein ve Children of Bodom'un katılması üzerine artık Can Bonomo "adaletini s.kim dünya" diye bir şarkıyla katılsın bence. bune lan resmen şampiyonlar liginde ölüm grubuna düşmüş Fareo Adaları takımı gibi olmuş. bari Hayko Cepkin katılsaydı da bu sene tam uyum sağlardık...






Bütün sene Atiye ismi dolaştı ortalarda ama olmadı , niyesini bilmiyorum taytını mı çıkarmak istememiş ne olmuş anlamadım, olsaydı iyi olurdu...


neyse bu karlı, güzel pazartesi akşamında, bu geceyle özdeşleşmiş ve çok sevdiğm bir diziden alıntı yaparak yazımı bitiriyorum..

''Adam pisliğin teki çıktı rıza baba '' Arka Sokaklar

saygı sevgi

YETER!!


YETER!!!Bana büyüde gel demeyi bırak artık..."Her aşkta biraz daha büyür insan"derler.İlkokul öğretmenimle başladım ben büyümeye.Ortaokulda ki kız sonra"mavi gözleri çakmak çakmak".Lisede ki daha sonra sivri dilli asi kız ve de üniversitede ki "eşek gözlü"olan...ve daha niceleri.Çok büyük adam oldum anlayacağın:))YETER!!!Aşık olmayı özledim.Büyüyüp de geldim işte hem de çok büyüdüm.Aşkı ver YETER bana al gerisi senin olsun.
MEHMET KESKİN..

Başladığım Gibi Bitiremedim


Ben 1989 yılında, annemle babamın çılgın projesi olarak dünyaya gelmişim. öyle çok acayip şeyler olmamış tabi ben doğarken (mucizevi olarak). bir salı günü akşam üzeri doğmuşum ben. ve ben salı günlerinden nefret ederim, niye mi ? . Sali kadar gereksiz bir gün yok çünkü. Ne sendromu var, ne hafta ortasi, ne de hafta sonuna yakin, karaktersiz...

Yine de planlı bir çalışmanın ürünü olduğumu bilmek güzel şey, zira annesinin "dur" ihtarına babasının uymaması sonucu aramızda olan insanlarda var...

Sabah uyandığımda ilk yaptığım işlerden biri aynaya bakmak doğal olarak ama rutin tekrarlar içerisinde ki en hüzünlü anım aynada yüzüme baktığımda " 2 yeni sivilcen var" ibaresini gördüğüm andır. hayır anlamıyorum ki geldik 20 küsür yaşımıza hala sivilce çıkıyor bi taraflarımızda, yanlış anlamayın herhangi bir aşkı tek başıma yaşadığım da yok, arada rüya da şeytan ugrarsa olur birşeyler ki o da uzun zamandır boşladı beni...

Olsun ben yine de çoğu günler en az Yıldız Tilbe'nin çenesindeki ben kadar mutluyum, keyfim yerinde ve aslında ben sadece izzet altınmeşeye yakışıyor...

Son zamanlarda yine Murphy abimizin gazabından kurtulamıyorum sırf onun yüzünden 3 tane otobüs kaçırdım geçenlerde. bekle bekle otobus gelmez markete gırerım otobus hızla gecer ya da sigara yakarım şıp dibime yanaşır otobüsüm. zaten bazen otobüs şoförlerinin uzakta bi kenara çekip "Ulan şunlardan biri sigara yaksa da durağa gelsem" diye beklediğini düşünüyorum.


Konuya nerden girdim nereye devam ediyorum ben de kafayı yedim iyice neyse koyver gitsin...

O değil de "bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa,orda güneş batıyor demektir" diye bir söz var bilirsiniz, iyi de ya güneş doğuyorsa bunu düşündünüz mü hiç...

Neyse yine başladığım şekilde bitiremediğim bir yazının daha sonuna geldim. napiyim beceremiyorum bu işi zaten huylarımı kurutmak için şerite astım bekliyorum belki huyum kurur he ne dersiniz, bu arada sevmeyi beceremeyenler, becermeyi severler onlardan olmayın sakın.... sevgi saygı...

ikiz kirazlar

küçüklüğüm çok acayipti benim. kendime göre farklıydım diğerlerinden, hep özel güçlerim olduğunu düşünürdüm. sadece bu gücümün ne olduğunu henüz keşfedememiştim. tamam tamam salak bir çocuktum anlayacağınız üzere. şimdiyse sadece düşünüyorum küçüklüğümde beni mutlu eden şeyler nelerdi diye...

ilk biyoloji temellerimi bizim evin arkasında ki çukurlukta biriken suda atmıştım, o suya dokunmak içmek belki de, için de dolaşan kurtçukları izlemek amaçlarının ne olduğunu o suda ne yaptıklarını anlamaya çalışmak ve doyasıya kirlenmek, bir çocuğu ne durdurabilir ki...

dedim ya salak bir çocuktum diye, küçükken hep "ünlüler de patlıcan musakka, kuru fasulye, yeşil mercimek yemeği yiyorlar mı acaba?" diye düşünürdüm.

ve ben hep benzinliklerin petrol çıkan yerlere kurulduğunu düşünürdüm...


Küçükken ne erikli, ne şaşal, ne zemzem. O, su tabancasının içindeki plastik kokulu su vazgeçilmezimdi benim. özlediğimi fark ettim o tadı :)

Küçükken hangimiz bakkal çocuğu olmak istemedik ki ? Nedense bakkal çocukları da hep mütevazi tipler olmuştur bu hayatta. ya da olmaya zorlanmış...

Küçükken isımlerın de ingilızcesi olur diye düşunurdum. “acaba ismimin ingilizcesi ne?” diye sorardım kendime. bu kadar salaktım ama çocuksun nihayetinde...

Küçükken bisikletimle gazete dağıtırken, yoldan evin kapısına gazete fırlatıp evin sahibine “günaydın Bay Anderson” demek isterdim. neden yokki bizde böyle şeyler...

Küçükken bisikletn zinciri attıktan sonra yerine takarken ellerin kapkara olması ve bunu arkadaşa karşı bir silah olarak kullanma."Deyeyim mi?" evet kendim kadar salak ve kendim kadar çocuk arkadaşlara sahiptim...

Küçükken bir yazının başlığını tam ortaya yazma stresini yaşamayan çocuk yoktur herhalde. Olmadı sil. Bide kırmızı kalem zor silinirdi...

Küçükken sulu boyayı kâğıda sürdüğümüzde kâğıdın dalgalı bir hâl alması kadar sinir bozucu bir olay yoktu sanırım...

Küçükken trafik canavarını gerçek bir yaratık olarak düşünenleri koruma ve kalkındırma dairesi başkanlığı kurup kendimi de başkan olarak atamak istiyorum...

Küçükken basketbol topunu işaret parmağında çevirebilen herkes gözümde potansiyel bir Michael Jordan’dı. yapıcak bir şey yok benim iki saniye yapamadığımı saatlerce yapabilirdi belki de...

Küçükken parmağıma ip bağladığmda birinin "kangren olursun." sözü üzerine ipi çözerdim. Şöyle rahat rahat parmağımın morarışını izleyemezdim. şimdiyse rahat rahat izliyorum kimsenin umurunda değil...

Küçükken ağzının içine yanan kibriti sokup söndüren insanları gördükçe “Vay anasınıı siii.” demiyodum tabii ama şaşırıyodum yine de...

Küçükken çeşmeden elinle su içerken su kazağın kolundan içeri akardı ya, heh işte hatırladın mı o anı o duyduyu, dur ağlama beni de ağlatıcaksın...

Küçükken içinde taso var mı yok mu diye cipslere dokunarak bakmamıza izin veren bakkallar vardı. "Oğlum aşşadaki bakkal elletiyomuş. -Oha."

Küçükken birbirine yapışık ikiz kirazları gördüğümde yüzümde oluşan gülümseme hala oluşuyor fakat saflığından birçok şey kaybetmiş şekilde.

acaba hep çocuk mu kalsaydık...





( bu arada geçen günki izmir ziyaretim gerçekten çok güzel geçti. hepinize çok teşekkür ediyorum :). bu arada cafe villa daki Cihan'a da sevgilerimi gönderiyorum :).. esen kalın...

İtiraf Ediyorum!




* 1.75 boyunda beyaz tenli, kızıl saçlı bayanlara bayılıyorum. Özellikle ufak bir dövmesi de varsa başımı dayayıp uyuyabilirim.


* Halı sahada kaleye geçince çiğdem çitlemeye bayılıyorum

* Kız olsam lezbiyen olurdum.(Hani şu yandaki kızı görünce kendime hak veriyorum.)








*Olumsuz bir şey söyleyince " ben de miiiii?" diye vıcık vıcık konuşanların ağzının üstüne 35lik malayla vurmak istiyorum. Evet sen de!!


* Çektiğim fotoğrafı arkadaşım facebook profiline koyunca 40 beğeni, ben çalışmalarıma koyunca 3 beğeni alıyor. bu ne yaman çelişkidir anlamadım.

*Hesabı ödeyen kızları bazen seviyorum bazen sevmiyorum. (ben de anlamadım)

*Bedelli öğrencilik çıksın, neyse parası verelim direkt yar.doç başlayayım göreve.

*Üzerimde acayip bir bedbahtlık var hani kurşun döksen geçmez bildiğin ereğli demir çelik fabrikasını dökmeleri lazım.

*Leopar desenli her şeyden (istisnasız) nefret ediyorum.

*Ayrıca piçyunusun haberindeki en alttaki kıza ben de hasta oldum, keşke dizinin ana karakteri olsaymış.

Cambaza Bak.


Cambaza bak.Eskiden büyük sirklerin sahnelendiği gösteriler dolandırıcılar için kaçırılmaz bir fırsatmış.Tele cambaz çıktığı zaman cambaza bak diye bağırırlar,halk büyük bir heyecanla cambazları izlemeye başladığında seyircilerin cüzdanlarını çalarlarmış...
Hükümetin bugün yaptığının cambaza bak oyunundan bir farkı yok.Oynanan oyunun bir tek ismi değişiyor.Suriye'ye bak oluyor misal..Suriye'de yaşanan acılar hükümeti çok yakından ilgilendirirken ne yazık ki Van'da yanarak ölen çocuklardan bahsedilmiyor.Soğukta donan,açlık çeken,evsiz insanlar göz önüne getirilmiyor.Suriye'ye bak..Kimin ne çıkarı varsa artık Suriye'den...
Ertesi gün bedelliye bak oluyor oyunun adı.Bir Anadolu türküsü vardır."Zenginimiz bedel verir,askerimiz fakirdendir" der.İnsan hayatının para ile ölçüldüğü, ne kadar paran varsa o kadar yaşarsınların ülkesi olmuşuz.
Yeni konu Dersim Katliamı...Ekrandan sert ses tonuyla bağırıyor başkakan sizin tarihinizde bunlar var diye..(kastettiği İsmet İnönü)Salon göz yaşları içinde alkışlıyor.Alkışlar geçmişe kin dolu,avuçlar öç alırcasına vuruyor birbirine.
Evet...Onlar var bizim tarihimizde "onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar; korkak, cesur, hakim ve çocukturlar kahreden ve yaratan ki onlardır, destanımızda yalnız onların maceraları vardır."* Bizim tarihimizde Mustafa Kemal var.Senin 10 Kasımlarda put gibi duruyoruz da ne oluyor dediğin..Bizimse büyük bir hasretle andığımız Mustafa Kemal.
Bizim tarihimiz;sofrasında yiyecek ekmeği zor bulurken cephede ki askere son lokmasını bağışlayan Anadolu halkı,günlerce uykusuz kalıp cepheden cepheye koşturan askerlerle dolu.İsmet İnönü var bizim tarihimizde.Hani şu düşmana karşı canını dişine takıp savaşan komutan.Genç Cumhuriyet uzun yıllar yaşasın diye canını veren Kubilay var tarihimizde..
Biz seve seve yüzleşiriz tarihimizle...Şan ve şeref dolu.Şimdi sen söyle sen yüzleşir misin tarihinle??
Damat Ferit'le,Ali Galip'le...Kubilayı "Cumhuriyet Şehidini" öldüren Derviş Mehmêt'le sen yüzleşebilir misin???
Mehmet Keskin
*Nazım Hikmet..

hayata dair küfretmek istediğim şeyler

efenim bu hayatta çok garip insanlar var. hangisinden başlayacağımı bilemedim . en iyisi genellemelerden özele inelim, bir nevi tümdengelim...

bir zamanlar şöyle kişiler vardı " bunu paylaşmayan beni silsin , yok efenim konuşmam bak küserim " gibi, bu adamların silinince itiraz etmeye hakkı da yoktur nihayetınde. zaten bu gibi kişilerin arkadaş çevrende olmaması gerekir. bazı bazı akrabalar çıkıyor böyle onlara da vasiyet yoluyla çözüm bulmayı düşünüyorum du bakalım...


bir de, kimse onu geçmesin diye, daracık yolun ortasından yürüyen insan var! Senin rahatlığını, özgüvenini s.kim... nefret ettiğim insanlar top 10'un da zirveyi zorlar yani..(bu arada sana her geçişte omuz atan da benim ayrıca göt)



üzüldüğüm insanlar da var tabi misal ; Omuzuna dövme yapan kişi.. bakan için çok güzel de, yaptırana üzülüyorum ben. Kendisi hiç dövmesini göremiyor ki. Arada anca aynadan filan yazık değil mi ama ?

top 10 da zirveye oyanayanlardan biri de çocuk taklidi yapan kadınlar.... çocuk taklidi yapan kadınlardan nefret ediyorum. "ama şen bana şey aymadıyn pis aşkıym git" oyyyyhhh ürperdim resmen böyle konuşan kadınların, kızların ağzına sarı tuvalet terliğiyle ( hani terliğin kenarı yırtılmıştır da sürükleyerek gitmeye çalısırsın hah o terlıkten ıste, bıde ıcı ıslaktır onun )vuracaksın bak bakalım bir daha yapıyor mu..

bayramda da dile getirdiğim bir konu vardı, bayram mesajının sonuna adını soyadını yazan sevgılı en yakın arkadasım zirveyi zorluyorsun yapma...

eski sevgilisini yeni sevgilisine anlatan hatun, ağzına vurulmalıksın haberin olsun. Eski sevgilisini yeni sevgilisine anlatmayan hatun zeki hatundur nezdimde..

sürekli atanamadın mı cümlesini kuranlar bi isktirin gidin. atanamayan değil "ataması yapılmayan " bir öğretmenim ben bu böyle biline...

sıralara yazı yazan öğrencim olursa rencide ederim çünkü ; yıllarım benden daha boş adamların sıralara yazdığı yazıları okuyarak geçti aq başkası da aynı şeyleri yaşamasın...

cümlelerin sonuna 3 nokta (...) koymaya bayılıyorum :)

üzüldüğüm insanlar kategorisine ( tabi eğer böyle yazılıyorsa ) "hiç mi yok ?? " cümlesini kuran kişiyi de katalım. o ne acıklı bir cümledir hüzünlendim bak yine...

tırstığım insanlar da yok değil hani misal ; ümit besen.. abi nasıl bi manyaksa sevdiğinin nikah şahidi olmak istiyor evlerden ırak yani...

o deil de 300 spartalı filminde Leonidas'ın tekmesine maruz kalıp kuyunun dibini boylayanın, Spartacüs'teki onemeus (doktore) olduğunu farketmek. çok acayip b duyguydu la..

hazır tespit yapmışken bi tane daha yapıştırayım... - yıllar yılı sevişmenn kahveyle ilişklendirlmesini anlayamadm çok erotik bişiy mi ? , kurukahveci mehmet efendi büyük pornocuda biz mi bilmiyoruz yani..

yine o deil de tuvalete giren adamın kasılmasını gören de bi bok yapıcak sanır nedir yani..


yazacak şeyim kalmadı ya da kafada nikotin eksikliği baş gösterdi (tehlikeli bir cümle evet - baş gösterdi )

üzerim de melankolik haller var şu sıra arabesk dinliyorum sürekli --- her nefeste bin sitem var, şikayetim maradonaaaa

o deil de ( hay anasını satıyım o deil de bu deil de ne aq ne - ismail ) evde ki hesapla çarşıyı satın alırım ..





bu kızın yazıyla hiç bir ilgisi yok how i met your mother da göre göre bi beğeni oluştu tabi (Ted'den böyle bi kız cıkar mı orası da tartısılır)










hadi hepinizi öpülepsi...

Orçun'la Zayıflıyorum. Bölüm 1

Hey maşallah dedirten bu foto ABD'den.. Çevremizde sıkça gördüğümüz bu manzaraya dur demek için "Orçun'la Zayıflıyorum" programını açıklıyorum. Günde 30 dakikanızı ayırarak daha zinde, formda kalmanın sırları işte burada.

Çoğu sitede zayıflamak için neler yapmanız gerekiyor, yok işte 10 adımda nasıl zayıflarsın falan boş konuşuyorlar, yazı yazıyorlar. Onların hepsini okudunuzda bir yararını göremediniz biliyorum, çünkü çoğu boş...

Kilo vermenin mantığı nedir?  Kilo vermek, vücuttaki fazla yağ ve suyun dışarıya atılmasıdır. Yani istenen durum budur. Peki Bu yağ ve suyu nasıl dışarı atarız sorusu doğuyor, bunun cevabı ise çok basit yediğinizden fazlasını yakmanız gerekiyor!  Normal tempoda bir insan günlük 2000-2500 kalori yakıyor, yediğiniz bu değerlerden fazla olursa vücut onları yağa çevirip sonradan kullanmak için depoluyor. Noluyomuş ya löp löp et koca koca ... oluyormuş. İlk kural neymiş boğazını tutacaksın! Yok ben su içsem yarıyor, nefes aldım bak göbek yaptı, yok öyle şeyler.

Peki neler yapmam gerekiyor? sorusuna gelecek olursak bu aslında önemli bir soru. Çoğu kişi diyet yapmalıyım diyor. Evet haklılar, piyasada, arkadaşınızdan netten bulduğunuz bir çok diyet programı var. Bunla haftada 7 kilo veriyormuşsun, bununla 5 kilo veriyormuşsun, bunu yapınca kanatların çıkıyormuş uçuyormuşsun. Hepsini yırtın atın!! Çünkü bu programlar kişiye özgü hazırlanmış, yani bu programlar size uygun değil. Size uygun programı belirlemek için önce diyetisyene gideceksiniz ve orada kan değerlerinizi, yeme içme alışkanlıklarınızı belirteceksiniz. Size en uygun diyeti uzman belirleyecek. Kaldı ki  bir ayda ya da hafta 7 kilo çok abartılı bir rakam. Vücudun dengesini sarsar. Aylık 2 kilo çok makuldur. Kilo verme işini uzun zamana yayarsanız o kadar sağlam vücut disiplini yaratmış olursunuz. Böylece diyeti bıraktım ve hemen eski kiloma geri döndüm sorunu ortadan kalkar!

 Şu an da kaç tane kız iç geçiriyordur bu fotoğrafa bakarak.

Neyse konuyu bölmeyelim :)

İlk yapmanız gereken koşu. Bu size gün içerisinde vücudun yakacağından fazlasını harcamak için gerekli olacaktır. Yani kilo almayı durdurmak ilk adım. Sonra dietle birlikte koşu yaptığınızda vücudunuzdaki yağ kütlelerini enerji olarak kullanacaksınız ve bunu yaparak yağ kütlelerini yok edeceksiniz.

Bölgesel kilo vermek istiyorum veremiyorum diyenlerde koşacak ama onlara da extra hareketler önereceğim hem koşu hem de bu hareketlerle mükemmel form hiç de zor değil.

Kilo vermek hakkında diğer bir konu takviye almak. Örneğin koşudan önce 1 bardak sade, şekersiz nescafe içmek size hem güç verecektir hem de yağ yakmanızı sağlayacaktır. Kahvenin içinde bulunan kafein doğal bir ağrı kesicidir diyebiliriz. Bu madde merkezi sinir sistemini etkileyerek acıya direnmenizi sağlayacak. Yani spor yaparken duyduğunuz hamlanmışım her yerim dökülüyor şikayetleriniz azalacak. Benim kahveyi kullanma şeklim şöyle. Bir bardak suya yaklaşık 4-5 çay kaşığı nescafe atıp soğumasını bekleyip yavaş yavaş içmek. Soğutmamın nedeni acılığını o kadar hissetmemem. Kafein acı kesmenin yanında yağ yakıcı bir fonksiyona sahiptir. Piyasada bir çok kafein hapı satılıyor(Supplement olarak) ama ben size doğal yolunu sunuyorum. Ter atarken yüksek miktarda yağ atmanın mükemmel yolu kafein...
Bu hazırladığınız kahveyi spordan 1 saat önce 1 bardak spordan sonra 1 bardak şeklinde tüketebilirsiniz. 2 haftadan sonra 1 hafta ara vermenizi tavsiye ederim bu ürün vücutta bağışıklığa neden oluyor ve olumlu etkilerini göremeyebiliyorsunuz, ara verdiğiniz taktirde mükemmel etkin bir şekilde kullanabilirsiniz.

Yazının birinci bölümünü okudunuz. 4 bölüm şeklinde yayınlanacak olan yazımızı takip etmeniz sizi başarıya ulaştıracaktır. Ben yaptım siz de yapabilirsiniz.

gün içinde yaşadığım bazı sıkıntılar

benm bel gamzem var senin de var mı şeklnde soru yönelttiğm insanların bilmem hiç götüme bakmadım derken yüzüme alaycı bir ifade takınarak bakması.


ne yani siz hiç sevişmediniz mi de diyemyosun...

Güzel Bir Gün

Geçen gün kuzenimin bir işi için Denizbank’ın bir şubesine gittik onun işi uzun sürünce ben de bir yere oturup bekledim . gözüme bi kız çarptı gayet alımlı hoş bir kızdı, ilk başlarda stajyer olduğunu düşünmüştüm, haksız da değildim . elinde bi dosyayla geçti önümden, gözü bana takıldı ben de onu gördükten sonra gözlerimi kaçıramadım bi daha. Beni farketmiş olacak ki karşımda ki masanın iki sandalyesinden, bana sırtı dönük olacak şekilde olana oturdu, biraz vakit geçirdi ve tekrar kalkıp geldiği yöne doğru gitti. Doğal olarak yine yanımdan geçti ve geçerken yine bi kısa süreli göz teması oluştu.

Aradan 5 dakika geçmemişti ki merdivenlerde tekrar göründü, bu sefer elinde bişiy yoktu ve yürüyüşünden acelesi olmadığını da anlamak zor değildi. Gelip yine yanımdan geçti (bakışma faslını geçiyorum artık) , tekrar aynı masaya bu sefer yüzü bana dönük bir şekilde oturdu. 10 saniyelik aralarla 20 dakika boyunca göz göze geldik , o baktığında tebessüm ediyordum fakat o gözlerini kaçırarak ya da karsısında kı kıza bıseyler sorarak bu ataklarımı savuşturuyordu. 3- 5 defa kafamla işaret yapıp dışarı gelmesini söyledimse de çıkmadı . o arada kuzenım geldi hadi gidelim dedi zaten gitmemiz gereken çok yer vardı akşamına da bı arkadaşımla bulusucaktım onu da ekmek ıstemıyordum o yüzden mecburen kalktım.

Ertesi gün aklımın bi köşesinde yer edindiğini farkettim ve akşama kadar onunla tanışmanın yollarını aradım. Ertesi günü, mesai saatinin bitimine doğru tekrar bankaya gittim . önce etrafıma bakındım göremedim elime bi broşür alıp oturdum 15 -20 dakika sonra yine o merdivenlerden yine elinde bir dosyayla indiğini gördüm oda beni gördü görmemesi mümkün değildi zaten . önce şaşırdı daha sonra utangaç bir tavırla tebessüm edip devam etti. Bi masanın basında durup bişeyler anlatıyordu, ben de kalkıp geldiği yöne, merdivenlerin oraya gidip bekledim çok geçmeden o da geldi . bir adım atıp yolunu keser gibi önüne geçtim . – kaçta çıkıyorsun işten dedim ? –anlamadım ? dedi. - duydun işte dedim dedim – bilmene gerek yok dedi. – seninle tanışmadan gidersem gerçekten içimde kalır dedim pişkin bir tavırla . tebessüm etti. Ama bişey demedi yukarı çıkmak için yeltendi mecburen çekildim bende , bir iki basamak çıktıktan sonra ağzından tek bir rakam çıktı – 6…. Hiç bir şey olmamış gibi merdivenleri çıkmaya devam etti . randevuyu koparmış bir ergen gibi mutluydum nedense, çıktım bankadan yağmur yağıyordu şemsiyemi açtım saat 5 e 20 vardı. Gittim bi yerde çay içtim kendi kendime neler konuşacağımı kurdum kafamda . kendi kendime espriler yaptım güldüm , salak bir tavır içindeydim yani. Saat 6 ya doğru mevziye geçip siper aldım hafiften yağmur yağıyodu 6 gibi kesildi. Derken bankanın kapısında belirdi beni göremeyeceği bir yerdeydim . gözleri bişey arıyor gibiydi . hoşuma gıttı . hemen yanına gittim benim geldiğimi, görünce bi doğruldu, silkelendi konuşmaya yapmaya hazırlanan okul müdürü gibiydi, bi, mikrofona hohlamadığı kaldı yanı . ilk anda ne tepkı verecegını bılemedıgım ıcın konuşmaya katmak ıstedım dırek – teşekkür ederim dedim - ne için ? dedi – içimde ukte bırakmadığın için dedim, tebessüm etti , ne yalan söyleyim çokta güzel yapıyordu o işi… - karnın aç mı ? birşeyler yemek ister misin ? dedim - yok hayır aç değilim dedi – bişeyler içelim dedim – yürümeyi tercih ederim bütün gün içerde oturuyorum dedi bankayı işaret ederek. – peki dedim gülerek ve ekledim yağmur gelebilir dedim – olsun dedi ve yürümeye başladı , nereye gidiyor ya bu derken yanına yanaştım kafam da kurduğum şeylerı aklıma getırmeye çalışıyorum ama ne mumkun, bısey dıyemıyorum . konuşmam gittikçe saçmalaşıyordu. Derken o söze girdi – ne iş yapıyorsun dedi – öğretmenim dedim , yüzünde bi şaşırma efektiyle birlikte – hadi ya ! nerede görev yapıyosun hangi okulda? Dedi . – hiçbir okulda görev yapmıyorum dedim . – öğretmenim demedin mi ? dedi – mühendislik fakültesinden mezun olan birine iş bulamayana kadar mühendis demiyor musun dedim vermek istediğim mesajı alarak – haklısın özür dilerim utandım şimdi dedi – senin utanman yersiz dedim böyle alışılmış böyle devam ediyor dedim gülerek . – peki öğretmenim dedi gülerek , tebessüm edip devam ettim yürümeye – iş konuşmasak dedim – neden ? dedi – benim için sıkıntılı bi konu anlatarak senın de sıkılmanı ıstemem zira bu günü güzel hatırlamanı istiyorum dedim –peki dedi tebessüm ederek .

Yürüye yürüye kültürparka kadar gelmiştik , - girelim içeri dedi – olur dedim. Bişeylerden bahsetti okulundan filan çok uzun yazamıcam hiç buraya . – şarkı söylemeyi sever misin dedi – tek başımayken evet dedim – niye ki ? dedi gülerek – yanımda kilere eziyet etmenin bi manası yok dedim , yine güldü – sen seviyorsun galiba dedim , - evet dedi – söylesene dedim – olur ama beğenmiş gibi yap dedi – olur dedim gülerek , bi yerde durduk her yer ıslak olduğu için oturamadık ayakta öylece karşılıklı… - ne söyliyim ? dedi – bilmem hangi şarkıyı istersen ben dinlerim dedim – peki ozaman dedi. Kız şarkıya başladı ben de dünyadan koptum. Olm çok güzel sesi vardı ya mest oldum resmen o kelimenin hakkını verdim . söylediği şarkı rafet el romandan “sürgün “ dü ama bu kadar güzel söylenir . bitirdi – hayran kaldım dedim. Rol yapmayı bırak gerçek fikirlerini duymak istiyorum dedi – hasta oldum dedim – içinde ki ayıyı çıkar demedim dedi gülerek ben de güldüm – gerçekten çok beğendim yaa dedim - bi tane daha söylesene dedim - olmaz dedi - neden ? dedim -sen de söylüceksin dedi - niye ya dedim - öyle dedi --sen söylemezsen ben de söylemem dedi . hiç bişey demedim bekledim öylece – tamam merak etme beğenmiş gibi yaparım dedi gülerek – peki dedim ( sesim fena değildir de ayak yapıyorum işte) - ben de başladım gül güzelini söyledim bitirdim. Bende ki şaşkın ifadenin bi benzerini onun yüzünde gördüm – hiç fena değil hem de hiç dedi – konservatuar düşünür müsün dedim – hayır gerçekten beğendim dedi. – peki dedim tebessüm edip. – ondan sonra iyice ısındık bırbırımıze ben normal halıme gerı dondum esprıler sakalar fılan derken saatte ılerlıyordu tabı . kulturparktan çıkalım dedı – peki dedim nereye gidelim – heykelden otobüse binerim dedi. –oraya kadar yürüyecek miyiz yorgun değil misin dedim – sıkıldıysan otobüse burdan da bınerım diyip lafı terlik altıyla vurmuş gibi yüzüme yapıştırdı. Biraz yürüdükten sonra yağmur atıştırmaya başladı . şemsiyesini açtı ben açmadım bekledim. – ıslanıcaksın niye açmıyosun dedi – şemsiyeler yürürken mesafe koyacak aramıza dedim . güldü kendi şemsiyesini kapattı – aç dedi , açtım kendi şemsiyemi geldi koluma girdi. – mesafeleri kaldırdık mı dedi, mahcup bi tavırla – evet dedim – peki dedi gülerek ve yürümeye başladık yine yolda konuşarak gittik bir sürü şeyden bahsettik ama sabaha kadar daha konuşabilirdim , durağa nasıl geldiğimizi anlamadım zaten . S2 ‘ ye binecekmiş siteler de oturuyor diye tahmin ettim soramadım zaten – geleyim evine kadar bırakayım sorun olur mu dedim – yok boşver annemle filan denk geliriz gereksiz bi ekşın yaşamayalım dedi – güldüm peki dedim – bir şey unutmadın mı dedi neyi dedim adımı sormadın hiç dedi , hassiktir harbiden kızın daha adını bile bilmiyorum dedim kendi kendime , - gerçekten yaa dedim gülerek – burcu ben dedi elini uzatarak ben de elimi uzattım yunus dedim – çok marjinal bi ismin varmış dedi gülerek 22 yıldır idare ediyorum dedim , -bir şey daha unutmadın mı dedi, - telefonunu verir misin dedim – yaz dedi – hayır kullandığın makine olarak dedim – soru işareti belirdi yüzünden yine de uzattı kendi numaramı yazdım – istediğin zaman ararsın dedim – deli dedi gülerek otobüsü geldi görüşürüz dedi tokalaşıp öptü ben kaldım öylece , bindi otobüse ve gitti , aradan 5 dakika geçti ben hala aynı duraktaydım derken bi mesaj geldi, tanımadığım bi numara onun olduğunu anlayıp heyecanlandım , mesajı açtım – çok güzel bir gün dü teşekkür ederim  yazıyordu. Ben de teşekkür ederim yazdım bugünümü güzel kıldığın için…..

yapın biriniz




eskiler.. durup düşündükçe gözümün önüne gelen resimler acayipleşiyor. misal eski otobüsleri düşünüyordum da daha doğrusu dolmuşa otobüs dediğimiz zamanları. inmek istediğini bildiren bir düğme yoktu mesela ve beni en çok, arkadan gelen, " inmek istiyorum " cümlesinin orta kapı civarında boğuklaşarak kaybolması hüzünlendiriyordu. neyse ki o düğmeler çıktı, önceleri sadece kapıların olduğu ve 1.75 boyun altındakilerin yetişemeyeceği bir yerdeydi o düğmeler, oysa şimdilerde böyle mi ? oturduğun dörtlü koltuğun yanında bile var.

bu düğmelerin var olması olası komik durumları beraberinde getirecektir tabi ki. şunun gibi , yolculuk sırasında yerinden kalkan bir teyze, ki muhtemelen inmek için seslenemeyeceğinden düğmeye basmak zorundaydı, öylede yaptı. lakin bastığı düğmenin yerinden çıkarak düşmesi beklenmedik bir durumdu. teyze de bu beklenmedik durumu düzeltmek için düğmeyi yerine takmaya çalışıyordu. ama şöfürün kurduğu cümle hepimiz için daha bi beklenmedik ti.. " bırak teyze .mına koydun zaten" kınıyorum seni şöför bey...

evet daha önce de otobüsle ilgili bir yazı yazmıştım ve evet hatırlıyorum orda da teyzelere takmıştım. ters gidemeyen teyzelere. şimdi ise hep yapmak istediğim ama bir türlü yapamadığım ve büyük ihtimalle yapamayacağım bir şeyi buraya yazarak bu durumun yapılabilitesini artırmak istiyorum. konu şu ki; otobüsün yarı dolu olduğu zamanlarda yani ayakta kalan bir iki kişinin olduğu zamanlarda oturuyorsanız yerinizi korumanız gerecektir öyle ki sizden bir iki yaş büyük olanların bile orada gözü olacaktır. ve tabi ki arkadan şu sesi de duyacaksınız " gencee bak nasılda yayılmış yer vermiyor ayıp ayıp bide genç olacak" diye bir cümle. pek te yabancı olmasa gerek size. işte bu cümleyi duydun mu yavaşça yerinden kalk ama bi yandan da ayağının ağrıdığını belli et ve bir ayağını topallayarak düğmeye basmaya git. giderken de o cümleyi kuranın suratına küçük emrah filmlerinden olan "hınç" ta ki holding kuran emrah gururunu yüzünde oluştur. indikten sonra kaldırıma ayağını kaldırama ve dönüp tekrar o kişiye bak bu ona uzun bi süre yetecektir. ne olur biri bunu benim yerime yapsın.

Aşkın sofrası, soframın aşkı


Rakı Sofrası
- Hoca: her gece denize baksan bıkarsın!

- Öğrenci: hocam her gece bakınca bıkmazsın eğer;
denizde mehtap varsa ve yakamozlar bunu tamamlıyorsa… Kurmuşsan çilingir sofranı bir yanında leziz bir meyve tabağı bir yanda çipura… löp et..

Bir yanda can bir yanda canan.. Eşin varsa o masada sana eşlik ediyorsa … Huysuz ve tatlı kadın diyorsan..
Ölüme inat..

Sana tüm sevgisiyle hazırlamışsa sofrayı… elini servise değdirmiyor ve sen ona hizmet ediyorsan…

Ölüme inat..

Sımsıkı sarılıp geceleri tek beden yatıyorsan…
Sabahları ilk günkü aşkını hissederek uyanıyorsan…

“bey, seninle bir ömür geçirdim ama bir ömür daha geçiririm…” diyorsa,

Söyle hoca!.. Söyle! Bıkar mıyım ben o denizden ben o mehtaptan?…

ikili mücadele


hani yetenekli bi çocuk vardı erkekler salaktır diyordu. heh işte ana temamız budur bu yazı da. merak etmeyin hem cinslerim itin götüne sokmucam sizi. şöyle bir mevzu var... şimdi hikayemiz şu kurguyla başlar... bir erkek, gayet iyi bir şekilde giyinir saçlar filan işte , bir bara gider çakma barney stinson yöntemleriyle bir kız tavlanır. bir iki bira içildikten sonra eve götürülmek üzere ikna edilen kızın acaba bundan iş çıkar mı bakışları altında eve girilir. evde de barda ki halden farksız olmamak kayıyla alkole kalındığı yerden devam edilirken ufak ufak yakınlaşmalar başlar. bir iki derken öpüşmeye başlayan çiftimiz işi ilerletmeye niyetlenir. erkek bunun için hamle yaptığı sırada kızın " daha fazla ileri gitmeyelim " sözüyle irkilir. bu sözle irkilen erkeklerin % 87 si standart olarak aynen şu cevabı verir, " senin istemediğin hiçbişiy olmucak "... bakınız şimdi işler bundan sonra kopabilir. çünkü eğer kız çok çakal bir kişiliğe sahip ise hormonlarının önüne geçemicek durumda olan erkeğimizin bilinç altına çok kötü bir anı yerleştirebilir. onu da şöyle açıklayayım ben kız olsam ve karşıma bu % 87 lik dilimden bir erkek çıkıp bu cümleyi kursa idi yani" senin istemediğin hiçbirşey olmucak " dese idi bende zeki bir kız olarak " öbür türlüsüne tecavüz diyoruz zaten bebeğim " dierek apışıp kalmasını ve bir yağız delikanlının cinsellikten soğuyuşunu zevkle izlerdim. işte bu yüzden hem cinslerime sesleniyorum bunu yapmayın.... sevgilerimle.

Cumhuriyet'in Ayağı çıplak çocukları.


Yarın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı.Ellerinde bayraklarla çocuklar 87.yılını kutlayacaklar Cumhuriyet'in.Şu kalabalık sınıflara sıkıştırılan,ayağında ayakkabısı olmayan çocuklar.




Akşam haberlerinde ülkem zenginlerinden birinin araba koleksiyonunu haber yapmışlar.Arabalarda araba hani..750 bin euroluk mu ararsın, 3 milyonluk mu(eski para ile 3trilyon).Bu zengin beyimizde Cumhuriyet çocuğu,hani şu ayağında ayakkabısı olmayan çocukların neşeyle kutladığı Cumhuriyet'in çocuğu.




Tam burada ağzım açık kalmış....




Yanımdaki arkadaş sesleniyor,bir an için sesli düşünüyorum.Ağzımdan şu sözcükler kaçıyor;-Peki biz o.. çocuğumuyuz bizde Cumhuriyet çocuğuyuz-.




Küçük bir anı geliyor aklıma...




Lise sıralarındayım.Yanımda oturan arkadaşımla hararetli bir tartışma içindeyiz.Arkadaşım rahatsız Cumhuriyet'in ona kazandırdıklarından.Ben;ateşli bir şekilde Cumhuriyeti savunuyorum.Atatürk diyorum,laiklik,özgürüz falan.. arkadaş hiç umursamıyor.Kaptırmışım kendimi konuşmanın bir yerinde "Fethullah Gülen" denen zıpcıktıya sallıyorum küfürü(Arkadaş onun tatrikattan.).Küçük bir sessizlik ve sonrasında kin dolu gözlerle bir bakış atıyor.-Bir gün gelecek karşı karşıya kalacağız ve senden bu sözlerinin hesabını soracağım.O gün geldiğinde seni ve senin gibileri kurtaran olmıyacak- diye bir tehdit savuruyor.




Haberlere devam...




Müslüm Gündüz denen şarlatan tekrar çıkmış ortaya.14 yıl sonra çok şükür diyor;-Artık var olan rejimin sonu gelmiştir.Uzun geceler süren uğraşlar sonucu bunu başardık.Bugün artık rejim karşımızda zayıf düşmüş haldedir-.




Tüylerim diken diken oluyor,olduğum yerde irkiliyorum.Zihnim çok karıştı,toparlamaya çalışıyorum.Cumhuriyet çocuğu olan zengin ve arabaları,arkadaşımın yıllar öncesinden kalma sözleri,Müslüm Gündüz şarlatanının Cumhuriyet için sarfettiği sözler.Diğer taraftada coşku ile bayram kutlayacak olan ayakkabısız çocuklar.




Tekrar sesli düşünüyorum;Acaba Cumhuriyet çocuğu o zengin bunları dikkate alıyor mu?Arkadaşım gibi düşünenler Müslüm Gündüz gibilerinin arkasında saf tutmuş biz Cumhuriyet'in O...çocuklarını katlederken,acaba o zengin arabalarıyla hangi Avrupa ülkesinde dolaşıyor olacak.


Kulaklarım yankılanıyor.Uzaktan gelen bir ses;"Ayağı çıplak çocuklar" -Yaşasın Cumhuriyet- diye bağırıyorlar.




Yaşasın Cumhuriyet...




M.Keskin

bu ne şimdi??

Daha dün sen değilmiydin sokaklarda yalın ayak dolaşan?? Ne zaman düştün kavgaya da üstün başın kan revan,bitap durumdasın.Böyle seslenmek hoşuma gidiyor kendi kendime.Köyün delisi misali, kendimi bazen ayna karşısın da konuşurken buluyorum.Eskiden derdim...eskiden dediğim lise döneminde.Şu üniversiteye bir başlasam ahh neler olacak.Ee başladım(afedersiniz ama)bi bok olmadı.Daha hala Fatih İstanbul'u fetih etmeye çalışırken,Mustafa Kemal Samsun'a çıkıyor.

Dün lisedeyim derken bugün üniversite son sınıfa geçmiş bulunmaktayım.Zaman denen ömür hırsızı ne çabuk geldi geçti hiç anlamadım.Şimdi aldı bir kpss telaşı.Aynı lise dönemi sanki..sadece sınavın ismi farklı.O gün öss,bugün kpss yani yesede yemesede:))Her yıl yapılan milyarlarca masraf sonrası annelerden şu sözcük çıkıyor.-Bizim çocuk öğretmenlik okudu ama ne yapsın,pazarda domates biber satıyor-.

Sözün utandırıcılığı yetiyor.

Aslına bakarsanız sarhoş kafa ile de bu kadar yazı çıkıyor.Beğenen okusun,beğenmeyen iyisini kendi yazsın.Sizin anlayacağınız canım kardeşlerim işimiz yarım takla bir baklaya kaldı.Yarım fatiha ile namaz kılan tarikatcılar kpss sorularını çalar.Gariban çocuklar Allahın rızıkı der pazarcılık yapar...

M.Keskin

AŞK




Basit bir kelime, karşılamıyor sana olan duygularımı. sana duyduğum hislerin yanında içi boş, köhne bir oda gibi kalıyor bu kelime. peki ya "sevgi"... yok yok bu kadar basit olmamalı duygularım bunu kabul edemem.

Değeri bilinmeyen bir resim ve ya beste gibi oluyor bu kelimelerle anlatılınca aşk. Gözbebeğim gibi koruduğum, değer verdiğim eserimi aşk, sevgi gibi ucuz kelimelere veremem..

Aslında öyle birşey ki, hiç vapura binmemiş bir çocuğun güverteye ayağını bastığı an gibi, heyecanlı, bilinmez , anlam verilemeyen bir duygu. Son parasıyla aldığı simidi aç gözlerle bakan köpekle paylaşan adamın temiz ve karşılık beklemeyen kalbi gibi.

Eğer uygun kelime aşksa, kapalı kalmamalı belli kalıplar içine. Aşk heryerde, senin dokunduğun, baktığın, sevdiğin herşeyde. yani fazlasıyla bende...

Yine de anlatmak zor, yazmak zor, sözcükler bukadar mı anlamsız kalır bu duygularımın yanında. Sözcükler hazırlanırken aşkı eşsiz biçimde tarif etmeye, sana olan duygularımı hesap edememişler sevgilim. Neyse ki gözlerimiz var, dokunuşlarımız var. eğer sen de inanıyorsan kelimelerin yetersiz olduğuna şimdi gözlerime bak orada ki seni gör ve ruhunu ruhuma katıcak olan o öpücüğümü ver...

sağ sarımsak sol soğan




şimdi hacım "sağ elimde sarımsk sol elimde soğan" diye bi sik var. sağı solu öğretmk için söylüyolr bunu bebelere. fakat ne işe yarıyo bu? tamam sağ sarımsak sol soğan ama sağ ne taraf? okula gittn misal sıraya girdn hoca dedi ki "sağa dön!" sağ sarımsak sol soğan bunu biliyosn ama ne taraf sağ? ne tarafa dönücn? böyle öğrenilr mi lan sağ sol? mal mısınz? sarımskla soğanla mı gezick bu çocuk? akıllı olun elleri falan kokar. ayrıca ne işi olur çocuğn sarımsakla soğanla?!

böyle şeylerle gelmeyn bana! göster aha de sağ bu taraf sol bu taraf. unutursa bi daha söyle. vur kafasına. kafası güzel zaten bebenin. sarımsakla soğanla uğraştrma çocuğu.