Supermodel of the Year 2009 Model arabalar fuarından resimler

Magazin and the Porsche Museum.
model_auto_back_to_the_future
Almanyadaki "Supermodel of the Year 2009"galerisinden süper maket arabalar..

Ferrari 156 F1

model_auto_ferrari_156_f1

1937 Horch 853 A Coupé.

model_auto_1937_horch_853_a_coupe

Bentley State Limousine

model_auto_bentley_state_limousine

Borgward

model_auto_borgward_dreamcar_by_premium_classixxs

DKW F102

model_auto_dkw_f102

Ford Mustang HPI-Racing

model_auto_ford_mustang_hpi-racing

Mercedes-Benz 300 SLR

model_auto_mercedes-benz_300_slr

Mercedes-Benz 600

model_auto_mercedes-benz_600

Mercedes-Benz LO 3500

model_auto_mercedes-benz_lo_3500

Mercedes-Benz LS 1620

model_auto_mercedes-benz_ls_1620

NSU Max

model_auto_nsu_max

NSU Sport Prinz

model_auto_nsu_sport_prinz

Porsche 917 K

model_auto_porsche_917_k

Porsche 997 / 2 GT3

model_auto_porsche_997-2_gt3

Porsche Carrera 997 GT3 RS

model_auto_porsche_carrera_997_gt3_rs

Porsche Carrera RSR

model_auto_porsche_carrera_rsr

Scania R620 Highline

model_auto_scania_r620_highline

Trabant

model_auto_trabant

Volkswagen Samba Bus

model_auto_volkswagen_samba_bus

Volkswagen Scirocco

model_auto_volkswagen_scirocco

TÖVBE....


Tövbe... On kere,yüz kere,bin kere tövbe.Bundan böyle her anım tövbedir benim,aldığım nefes,attığım adım,söylediğim sözler tövbedir.Buldum ya seni,artık sensizliğe tövbe.


Sonu olmayan başlangıçlara,nereye varacağı belli olmayan yollara vedanın anlamı seni bulmam.Başlamadan gelen sonlara tövbe.Tövbe artık başkasının sunduğu kadehten şarap içmeye.Bundan gayrı başka kollarda uyanmalara tövbe.Gelmediğin günlerde ettiğim küfürler için,seni bekler iken sövdüğüm Tanrı'ya tövbe.


Karanlıkta kaybolduğumda ışığına ulaşmaktan kaçındığım için...Kendime yenilip korkulara gömüldüğüm için...Seni bulacağım yeri bildiğim halde oraya bakmaya korktuğum için...Sana binlerce kez tövbe.


Artık sıra sendedir.Son vermek neden? sorularına.Aramamak mantığı attığın adımlarda.Artık sıra sendedir.


Sendedir gelen günler,umut sendedir.Belirsizliklere verilecek anlam sendedir.Sendedir ettiğim tövbelerin saklı anlamı...Artık sıra sendedir.



M.KESKİN

BOŞVER.....


Son...Varılacak en uç yer orası dediler.Vardım.Birde ne göreyim!! başlangıçmış son olan.Neden?


Bu soruya verilecek hangi cevap tatminkar eder seni?Mantıklı olan.Öyleyse kalsın.


Niye?Bu işte mantık olmaz.Mantık olursa sen olmazsın.Öyleyse boşver.


Korktun mu?


Neden korkacakmışım?Yok olmaktan.Mantık korkuttu seni.Yok olma telaşı sardı tüm hücrelerini.


Evet haklısın kalsın.


Ne kalsın?Benden istediklerin.Ne istedim ki senden? ben hep veren taraf oldum hiç istek kısmına geçemedim.Fırsat olmadı daha görmek orayı.Nasıl acaba?


Geçme sana gelmez buralar.Hep isteyenler var burada.Gözleri aç olan,işkembeleri boş olan hiç doymayanlar var burada gelme.Ama sen!!Sensiz yapamam.Alışırım belki oraya.Hem sen varsın.Gelme... benden bir fayda yok sana.Olsaydı bir çare ben gelirdim sana.Emin ol gelirdim.Geç kalındı yolculukta olmaz artık.Alıştım buralara bende onlardanım,bende kötüyüm.


Yaklaşma bana.Pervanenin ışığa duyduğu hasreti duyma.Hüseyin olma bu Kerbela'da ne olur gelme.....Yutar seni bu çöller gelme.Boşver...Boşver....


Ve Tanrı"Boşver gitsin" dedi.Yavaşça uzaklaştı kulundan.Kendine göredir herkesin Tanrı'sı.Ben Tanrı derim senin Firavun dediğine,benim için Yezit'tir senin Tanrı'n.Gelme dedi.Boşver.Ve Tanrı'm"Boşver gitsin" dedi.Uzaklaştı.....
M.KESKİN....

GECEDEN...


Küçük bir karamsarlık,emin olamama durumu.Dışarıda delirmişcesine yağan bir yağmur.Tövbe diye başlasam yaptıklarıma,bilemiyorum ne kadar sürer günahlarımdan arınmam.Sahi yıkar mı ki yağan yağmur tüm günahları.


Arkadan belli belirsiz çalan müziğin sesi geliyor.İnsan niye müzik dinler ki?Düşüncelerinden arınmak için mi,yoksa onlar ile başbaşa kalabimek için mi?Her iki şıkta beni korkutuyor.Ne başbaşa kalmak isterim düşüncelerimle ne de onlardan kurtulmak.


Aniden fırlasam dışarı,yağmura yetişsem bitmeden.Islatsa beni taa yüreğime kadar-hani su tüm kirleri temizler derler-yağmur günahlarımı temizlemeye yeter mi ki?


Gece atlamış atına sabaha koşar


İnsan da gece gibi,


Bugünden yarına durmadan kulaç atar.


Aptal rolü mü yapar?


Yoksa sahiden aptal mıdır?


Yarını görmek için dua eder iken,


Bilmez mi ki kendisini ölüme götürür


Her gelen gün.


Masamın üstünde duran kitaplardan biri dikkatimi çekti.Kitabın kapağında uzun sakalları olan bir adamın solgun resmi.Masamın üzerinde olduğuna göre bu dünyaya ait önemli sözler söylemiş olmalı.Bu dünya demiş iken! başka dünyalarda var mıdır ki?Bence olsa hiç iyi olmazdı.Daha bununla baş edemiyorum ötekiler hiç çekilmezdi.


Yağmur damlalarının cama vurarak çıkardığı sesler şiddetini giderek artırıyor.İçimden Tanrı dışarda olmak zorunda olanlara yardım etsin demek geliyor.Bu yağmurda işleri çok zor.Sonra vazgeçiyorum.Kendi kendime Tanrı olsaydı zaten başlarını sokacak bir evleri olurdu diye söyleniyorum.


Tanrı'nın olup olmadığı hakkında kesin yargıya varamam ama dışarda insanlar var ve ıslanıyorlar.Kim dışarıda bıraktı onları,ıslanmalarına sebp ne? bilemiyorum.Şimdi kaldırdım ellerimi-küçük bir hayıflanmayla beraber- dudaklarımda yarım bir türkü gibi mırıldanmalar belkide olmayan Tanrı'ya dua ediyorum.Tanrım yağmur dinsin.Benim günahlarımı temizlemek için kullanmaya kalkıştığım yağmur başkaları için acı sebebi olmasın....



M.KESKİN

NİYE SEVER İNSAN?..


Dünyaya ilk geldiğimiz andan itibaren birilerini ya da bir nesneyi sevme gereği duyar ve çevremizdekiler tarafından bu doğrultuda yönlendiriliriz.

Bizi dünyaya getirdiği için anne babamızı severiz. Bize iyi davrandıkları için büyüklere saygı duyar onları severiz. Bizlere bir şeyler verdiğine inanır, şükretme vesilesi ile Tanrı’yı, dini severiz. Gün gelip büyüyünce bizi mutlu ettiği, bizden bir şeyler barındırdığı için bir erkeği veyahut kızı severiz. Bizden bunlar ve bunlar gibi kişi ve nesneler dışında birde devleti sevmemiz istenir. Peki niye?

Devlet kavramı doğrultusunda bu konu için ülkemizi ele alıp irdeleyelim.

Ülkemizde Alevi bir yurttaş isen doğduğun günden itibaren sana ters olan bir inanç sana empoze ettirilmeye çalışılır. Eğitimde, sosyal yaşantıda, iş hayatında Sünni inancın baskısına maruz kalırsın. Birde solcu olduysan başına Çorum, Maraş, Sivas gibi facialar gelir. Ateşlerde diri diri yakılırsın. Üstelik tüm bunlar devlet eliyle ve devletin göz yumması ile gerçekleşir.

Kürt isen; dilin, kültürün elinden alınmıştır. Etnik kökenin saçma kelimelerle tanımlanır. Ötekisi olarak gösterilmiş, hor görülmüşsündür. Yaşadığın bölge sürgün yeri olarak kabul edilmiş, çürük elmalar senin payına düşmüştür bu devletin bahçesinde. Kürt olmuş isen eksik başlamışındır oyuna, üstüne üstlük birde solcuysan kuytularda faili meçhul cinayetlere kurban gidersin. Adını soran olmaz devlet adına, çukurlarda bulurlar çıplak bedenini. Çeteler eliyle devlet uygular tüm bunları sana ve senden sevmeni ister kendisini.

Türk isen ve solcuysan; sessiz kalmadıysan zulümlere, yaşanılanları görüyorsan tüm gerçekliği ile işkenceler kucaklar seni. Zindanlara tıkılır, Filistin askılarından geçersin. İdam sehpalarında gözlerini kaparsın dünyaya.

Rahat mıdır peki Alevi olmayanlar? Sağcı Kürtler rahat mıdır, solcu olmayan Türkler rahat mıdır, Sünni inancı benimseyenler rahat mıdır bu devlette? Bana sorarsanız hayır!

İşçi ya da memur ol hiç fark etmez çalışırsın bir ay boyunca ve sonunda paran eline geçmeden devlet el koyar üçte birine. Sen paranı almadan almıştır devlet vergisini senden. Elektrik kullanırsın faturada tüketim bedeli yanında bir sürü vergi. Bakım ücreti, TRT vergisi gibi ücretler çıkar karşına. Aynı olay su faturasında, telefonda, doğalgazda da başına gelir. Sigorta veyahut Bağ kur primini ödemişsindir ama hastanede muayene ücreti keserler senden, eczaneye gidersin ilacı karşılamıyordur devlet ilaç parası verirsin. Hazır sağlıktan bahsetmiş iken son günlerin modası malum domuz gribi. Kendin gönüllü aşı olmak istedin mi imza istiyorlarmış senden herhangi bir ters tepkide sorumluluk kabul etmiyoruz diye. Böyle saçmalık olabilir mi? sen sorumlu değimlisin benim sağlığımdan hani ya sen devlettin?

Düşünün ki bir evde yaşıyoruz. Başımızda annemiz ve babamız biz evin küçük çocuğu. Her gün dayak, eziyet annemiz babamız bizi itiyor kakıyor. Senden istediklerini yapman için çeşitli ceza yaptırımları uyguluyor. Yeri geldiğinde aç bırakıyor, yeri geldiğinde odalara kapatıyor yalnızlığa mahkûm ediyor. Böyle bir evde mutlu olabilir miyiz? Bu uygulamalara rağmen anne ve babamızı sevebilir miyiz? Devlette büyük bir aile gibidir. Halkına, kendi çocuklarına bu uygulamaları reva gören bir devlet kendisini sevmemizi istemekte haklı mıdır? Tüm bu yaptıkları doğrultusunda sorunsuz bir itaati bizden isteyebilir mi? veyahut biz bu itaati gerçekleştirebilir miyiz?

*Devlet bizim için mi vardır yoksa bize rağmen mi vardır? bu soruya cevap vermek isteyenleri dinlemeye hazırım.

M.KESKİN…
VE CELLAT UYANDIĞI YATAĞINDA BİR GECE/TANRIM DEDİ; BU NE ZOR BİLMECE?/ ÖLDÜKCE ÇOĞALIYOR ADAMLAR/ BEN TÜKENİYORUM ÖLDÜRDÜKÇE.

Noktayla Virgülün Hikayesi



-Ben noktayı koydum. Sen daha virgüllerde misin?
*Ama bir gün bir ünlemle gelirsem hayretler içinde bıraksam seni?
-Ünlemler artık şaşırtmıyor beni, alıştım onlara
*Bir gün bir parantez açsam içinde saklasam seni göstermesem kimselere..
- O parantezden içeri adımımı atmam
* Soruyorum neden atmazsın iki nokta koyup açıklamanı istiyorum.
-Sen açıkla kayda değerse tırnak içine alır kalbimde saklarım seni…
* Peki bir gün aramıza tire koysak ve ayrılsak?
-Ben de sonuna üç noktayı eklerim sonsuza kadar sürer küslüğümüz
*Hayattan sıkılırsak ve bir gün bir yerde rastlarsak, felekten bir gün çalarsak belki paragraf başı yaparız  be sevdiğim…
- Ben sende tükettim tüm romanlarımı, bırak ki paragraflar söz olsun..
*Noktayı koyan terkeden midir? Yoksa terk edilen midir ay gözlüm? Keşke dememek, pişman olmamak için n’olur bir virgül koy ve ümitlerimi yeşert…
-Sıkılırım virgüllerden uzatıp uzatıp başa dönmekten.bi gün bi yerde patlak verirsem kesme işaretiyle ayırır koyarım noktamı…
*Sen hayatı nokta tadında kesip atarak yaşarken ben ise virgüllerin peşine bel bağlamışım, Sen noktayı koyar son sözü söylersin ben ise sözüne söz eklenenim. Unutma ki hilal kaşlım noktayla kapattığın bir cümlede virgül olarak yaşayabilirim ve seni daha anlamlı kılabilirim…

KUKLA MI,KUKLACI MI?...




Ne tür şeylere sevineceğini bilemeden bulduğu her şeye üzülen bozuk bir organizma diye tanımlamaya kalksam insanı.

Kukla mı,kuklacı mı?..Siyah ya da beyaz mı?Gri olmaz illa ki siyah ya da beyaz.Gel gelelim hangisi olacak? Karar vermek zor. Şöyle bir şey yapsak; hayatımızda ki statükoları öldürsek… Kurallara son versek, en başta zihnimizdekiler olmak üzere tüm sınırlamalara bir son versek.

Oyun oynasak yalan üstüne,çılgınlıklar yapsak,kısacası olmamamız söylenen olsak.Pinokyo misali yalan söyledikçe,çılgınlık yaptıkça –burnumuz değil- ömrümüz uzasa.Ohh!!! ne güzel. Ama yok öyle; basit yalanlar değil, hayatı etkileyen yalanlar, çılgınlıklar sonucunda bu ödül.

Çok güzel bir kızla baş başa kalmışın ve kız gerçekten güzel.Kaptırmışsın kendini kızın güzelliğine gidiyorsun.Gözlerinin içine baka baka kızın,ona ne kadar aşık olduğunu anlatan bir şiir okuyorsun.”Aşkı senle tattım/senle kalmak isterim./Hani şimdi şu nokta da/ömrün son bulacak deseler/yanın…..” bir anda şiiri yarıda kesip sen bu şiiri hak edecek kadar da güzel değilsin diyebiliyor musun?-Yoksa oyun baştan zor mu geldi?-Bunu diyebiliyorsan işte başardın ömrün uzadı.Şimdi devam et yalanlara…

Neler öğrettiler sana? Kendini bildin bileli neler söylediler, bıkmadan, usanmadan neleri yinelediler? Ahlak dediler, kurallar, toplum, aman yarabbi en önemlisi din dediler değil mi? Allah, peygamber-üstelik birden fazla-,kitap dediler. Bunlara sakın karşı gelme, çıkma bunların buyruklarından dışarı, sorgulama sakın.

İşte şimdi sırasıdır kendi sınırlarını yıkmanın.Ya da küçük bir düzeltme ile başkaları tarafından seninmiş..mış..muş.. Diye sana dikte ettirilenleri çiğneme sırasıdır. Şu anda tam da bu cümleleri okur iken küfret tanrıya, söv say. Sonra tövbeni edecekmişsin olsun şimdi yok diyebiliyor musun tanrı için. Tanımazdan gelebiliyor musun peygamber(ler)-i?Tüm bunları yapabilme çılgınlığını gösterdin ise işte uzattın ömrünü. Dedim ya; sonra tövbeni edecekmişsin et, af dile tüm hepsinden olsun, karşı geldin ya sırf sana dikta ettikleri için her şeye sen yaptın çılgınlığını.

Sende onun gibi olsana.O kim?Ötekine bakma sen,örnek alma onu.Öteki kim?Yaşam sürecin içinde beklide hiç karşılaşmadıkların onlar,tanımadığın,bilmediğin halde seni kalıba sokmak için seçilen modeller.Model kim?Böyle saçma,böyle belirsiz sorular içersin de heba edilmeye adanmış bir ömür.İşte bu sensin.Böyle olmadı mı,ya da hali hazırda böyle olmaya devam etmiyor mu?Ebeveynlerin,çevrendeki çok bilmişler,senden büyükler seni kalıba sokmaya çalışmıyor mu?Aman kızım sakın ola ki konuşma o arkadaşınla,ah be oğlum falanca gibi olsan olmaz mı?Olmaz.Terli terli su içme,sigaradan uzak dur,alkol tüketme.Falan..filan..vesaire… Bunun gibi örnekler. Su iç terli terli, sigara kullan, alkol tüket. Tüm bunlar zararlı olsun yap. Tüm bunları yap ve öğren zararlarını.

Eee büyükler doğru söylüyormuş.Evet.Evet ama onlar dediği için değil sen öğrendiğin için doğru tüm bunlar.Onların dedikleri değil,senin öğrendiğin doğrular olsunlar.Yaşayarak öğren hayatı.Karşı gel otoritelere,toplumsal düzenlere.Sen devlete dahi karşı gelmeyi dene.Anarşizmden bahsetsin kimileri seni öyle yaftalasınlar boş ver onları.Sen kendini bulmayı dene,yaşayarak öğrenmeye çalış hayatı iyisi ve kötüsü ile yaşayarak öğren.Yapabildiysen tüm bunları uzattın ömrünü şimdi devam et yaşayarak öğrenmeye.

Nereye kadar gidecek bu; uzadı, uzadı hep mi yaşayacağız? Hayır. Hiç yaşamayacaksın. Yapmayacaksın çünkü bunların hiç birini yapamayacaksın. O güzel kızı görünce kilitlenecek, büyüleneceksin güzelliği karşısında sonuna gelecek şiirin ve kızı öpmek için fırsat kollayacaksın.

Korkacaksın tanrının gazabından devam edeceksin öğretileri tekrarlamaya. Ara vermeyeceksin ibadetine çünkü korkacaksın öteki dünyanın ateşinden.

Çıkamayacaksın kalıplardan, devam edeceksin birilerini model almaya, öğüt dinlemeye. Sonra sen model olacaksın başkalarına… devam edeceksin, çocuklarına uygulayacaksın sana yapılanları. Onlar da kendi çocuklarına bu öyle öyle kısır döngü içersinde sürüp gidecek. Kukla olacaksın, kuklaları etkileyeceksin ve hiç düşünmeyeceksin kuklacıyı, sana ne oynattığını merek etmeyeceksin. Ben söyleyeyim sana;

Kuklacı tüm bunları yapan olacak.Kızı yarı yolda bırakan,tanrıya karşı gelen,kuklacı yaşayarak öğrenen olacak.Sana oynatılan ise;yine sensin aptal sen…..

M.KESKİN

Ya 50 Bin ya da Berdel...


Günlerdir 17 yaşındaki lise ikinci sınıf öğrencisi E.G’nin çığlığını duyuyorum:“Babama berdel olmayacağım!”Diyarbakır’ın Bağlar ilçesindeki çığlık, dalga dalga Türkiye’ye yayıldı ama pek kimse duymadı.O nedenle kadın derneklerinden tepki yükselmedi!Gündemde Kuzey Irak, Kürt Açılımı, Diyarbakırspor’un ligden çekilmesi, domuz gribi paniği, ıslak-yaş imza tartışması vardı.Haber gazetelerin sayfalarında yitip gitti!Beş çocuk babası inşaat işçisi 39 yaşındaki İzzet G, altı ay önce 17 yaşında K.Ş. adlı kızı kaçırdı. K.Ş’nin ailesi, kızlarının kaçırılmasından sonra G. ailesinin kapısını çaldı.Kapıyı İzzet G’nin 35 yaşındaki karısı, anne Meliha G. açtı...Gelen kocasının kaçırdığı kızın annesiydi ve şöyle dedi:“Kocanın saklandığı yeri söyle!”Genç kadın, kocasının kız kaçırdığından habersizdi... Durumu öğrenince şaşırdı...Eve gelenler önerilerini ilettiler:“Ya 50 bin lira vereceksin ya da kızını berdel olarak.”Kadın ne yapacağını şaşırdı. Kızının okula giderken izlendiğini öğrendi. E.G. okulu yarım bırakıp bir yakınının evine sığındı.Beş çocuğuyla çaresizlik içinde kıvranan kadın, ne yapacağını bilemiyor.Kocası, kızı yaşındaki birini kaçırmış... Okula giden kızı kaçırılma korkusuyla eğitimine ara vermiş.E.G. diyor ki:“Babam benim yaşımdaki kızı kaçırıyor. Nerede olduğunu bilmiyoruz. Perişan olduk. Kaçırdığı kızın ailesi de beni berdel olarak istiyor. Babamın yaptığı hatanın faturası bana ödetilmek isteniyor.Ben okumak istiyorum. Kaçırılma korkusuyla okula gidemiyorum. Tek başımıza ortada kaldık. Ne yapacağımızı bilmiyoruz.”***Ağa, aşiret, şeyh kıskacında yaşayan Güneydoğu’da bu tür olaylar sıradan...Türkiye’de sabah akşam “Kürt sorunu” tartışılır ama berdel, töre adı verilen ortaçağa özgü gelenek ve cinayetler pek fazla tartışılmaz.DTP de nedense Güneydoğu’daki feodal yapının kırılması, insan onuruna yakışır bir yaşam için kılını bile kıpırdatmaz.Kız çocukları okula gönderilmez, erkek çocuklar el bebek gül bebek büyütülür!Anımsayın Batman’daki genç kızların, kadınların intihar eylemlerini.Devlet ne yaptı?İmam gönderdi doktor yerine!Siyaset cambazlarının işine geliyor, Güneydoğu’nun ve Doğu’nun uyanmaması.Bir yandan devletin, öte yandan ağaların, şeyhlerin ve PKK’nin baskısı, ayrıca köktendinci terör örgütlerinin sinsice örgütlenmeleri ise işin cabası.Diyarbakır Valiliği İnsan Hakları Kurulu’nca hazırlanan bir rapor var elimde. Raporda bu yıl 65 kız çocuğunun okuldan alındığı yazılı.Raporda ilginç ayrıntılar şöyle:“Milli Eğitim Müdürlüğü’nün verilerine göre, yakın dönemde evlilik ve nişanlılık gerekçesiyle 65 çocuğun okula gitmediği saptanmıştır.Zorla evlendirilmeye çalışılan çocuk, bu evlilikten kurtulmak için intihar girişimleri, psikolojik sorunlar ya da evden kaçma gibi tepkiler gösterebilmektedir.Kadınların aile şerefinin kritik noktası olarak görülmeleri, Türkiye’de kız çocukların eğitimi önündeki en zorlu engellerden biridir.Bu yaklaşım sonucunda kızlar evlerinde kapalı tutulmaktadır.”***Okula giden kız çocukları yöre insanının algısına göre “aile onurunu”korumuyor, yani “onursuz” oluyor.Bir ortaçağ kafası değil mi bu?Sorun zaten burada başlıyor...Kız çocukları “aile onuru”nun korunması için okula gönderilmeyip 14-15 yaşında evlendiriliyor.Ailelerin çoğunluğu, ekonomik sorunlardan ya da cinsel tacizden korunmaları için kız çocuklarını erken yaşta evlendiriyorlar.Güneydoğu’da kız çocuğu aile bireylerinin gözünde “mal” gibi görülüyor.Feodal yapının egemen olduğu Güneydoğu’da ve Doğu’da bu sorun ne yazık ki 80 yıldır çözülmedi...Çözülmeyecek de!