bizden; etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bizden; etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hayal Gücü


Nazım'ın "Memleketimden İnsan Manzaraları" adlı yapıtını okuduğum zaman on beş yaşındaydım.Kimine göre çok erken bir yaştır bu,kimine göre geç bile kalmışımdır...ama ne önemi var ben vaktinde okumuşum.


"O" anda ve sonrasında insan demenin et ve kemik demek olmadığını,insan denen varlığın duyguları,hayalleride barındırdığını kavradım.


Gün içersinde tanış olduğum onlarca insan bilirim.Yolda,otobüste,okulda karşılaşılan insanlar.Kim bilebilir onların aklından neler geçiyor o anda.Orada olmak tek isteğimi?Bir kişi bile olsa zoraki gelmiş olamaz mı oraya.Neler neler geçiriyordur içinden,oyun parkı mı dersin,piknik alanları mı?Yoksa evinde uzanıp yatma isteği mi?Bilemeyiz ama şu kesindir ki; bazen eli mahkumdur insanın.


Mantar arasında kendini tasvir etmiş ve "hayal gücüm" diye adlandırmış arkadaşım.Saçma bulmadım desem yalan olur ilk başta, sonra düşündüm de ne kadar yaratıcı.Benim "hayal gücüm" nasıldır diye merak ettim ve düşündüm bir süre...orataya hiçbir şey çıkaramadım.


Ne güzel bir hayal gücüymüş "o".Arkadaşım o tasvir ile kendisini ne kadar da özel bir insan kılmıştı.Ben yapamadım fakat biliyorum ki yapan birçok insan var.Olduğunun dışına çıkmayı başaran,mutluluğu yakalamaya çalışan hatta kimi zaman yakalayan yürekli onlarca insan var.


"Sistem"içine hapsolmaktan kurtulmaya çabalayan,yaşam kaynaklarını bulmayı isteyen, etrafına hayat enerjisi saçan insanlar dolu etraf.Tüm bunlar için işte "hayal gücü" lazım bizlere.Kokuşmuşluktan,köhne yaşantıdan uzaklaşmak için gerekli hayaller...İyiye,güzele varabilmek için,mutluluğu gözle bile görünür kılabilmek için lazım hayaller.


Nazım ile başladık söze Nazım ile bitirmek isterim.Bir şiirinde "Usta" şöyle sesleniyor:türkülerimizi söyletmiyorlar bize/korkuyorlar robson şafaktan korkuyorlar/görmekten,duymaktan,dokunmaktan korkuyorlar....


Korkanlara inat hayallerimizi kuralım ve onları yaşatalım.Nazım'ın da dediği gibi söyleyelim "türkülerimizi" dostlar.


Orcun'a TEŞEKKÜR....


M.KESKİN...

Hıdır Hıdır hahaha piçozlara okuyun...

> >>Hıdıır... Hıdııırrrr...> >>> >>- Hıııı??! Ne vaaarr??> >>> >>- Uyuyon mu?> >>> >>- Yok börülce ayıklıyom... Soru mu lan bu Hacer? Uyuyom tabii ya ne> >>etcem... Yat sen de zıbar hade...> >>> >>- Senin işin bitti tabii, devirip gıçını yatabiliyon... Şipşak yap,> >>sonra horul da horul uyu... Bi gere de geç gessen dişimi gırcem...> >>> >>- Gecen gece 'eve geç geliyon' diye dırdır ettiydin de, ben senin> >>dişini gırdıydım ya daha ne istiyon?> >>> >>- Ben oole geç gelmekten bahsetmeyom... Birlikte gelmektenbahsedeyom...> >>> >>- Beraber mi gelcen? Gız o saatte dışarda senin ne işin var ki eve> >>benimle gelcen lan?> >>> >>- Off be Hıdır off beee Hıdııırr. Sen beni annamıyong...> >>> >>- Ya sabıııırrr... Uykumu gaçırdın gene bak, de hele ne istiyon...> >>> >>- Orgazm neyin istiyom damam mı? Orgazm olmak benim de hakkım...> >>> >>- Orgazım da ne lan?> >>> >>- Hıdır... Bazen diyom ki kendi kendime acaba ben de zoofili mi var?> >>> >>- Ne fili? Ne diyon ya?> >>> >>- Zoofili... Yani hayvanlarla ilişkiye giren dimek. Eh ben de senin> >>gibi bi öküzle her gece yataga girdigime göre...> >>> >>- Sen bana öküz mü diding?> >>> >>- Bildigin kelimelerden konuşunca annıyon bakıyom...> >>> >>- Ya Hacer yat diyom sana... Orgazımmış... Yok bilmemne filiymiş...> >>> >>- Ne fili be cahil ay... Zoofili...> >>> >>- Hacer yarından tezi yok o gadının evine temizlige getmiyon, damammı?> >>> >>- O gadın didiğin gosgoca bi yazar damam mı? Dogru konuş.> >>Feministlerin başı... Lideri... idolüm o benim.> >>> >>- Ne dol ne dol?> >>> >>- Idolüm deyyong... Onun evini timizlemeğ benim için şerefdir damam> >>mı? Bütün gitaplarını, dergilerini oguyom ben onun...> >>> >>- Sonra da yalan yanlış ögrenip benim uykumu gaçırıyon... Sana ne> >>lazım orgazım... Onlar zengin garıları için...> >>> >>- Heç de bile... O fizyolojik bi ihtiyaç... -> >>- Fiz...yo...ne?> >>> >>- Milletin gocaları evrim geççüdü metroseksüel oldu... Sen daha bi> >>insan olamadın be Hıdır... Evrim... evrim... eviluşın...> >>> >>- Haceeeeerrr...> >>> >>- Neeee?> >>> >>- Gız bu deminden beri dediklerini tekrar etsene peş peşe...> >>> >>- Ne oldun lan hıdır, yanakların al al oldu...> >>> >>- Dediimi yap seeennn.> >>> >>- Eviluşın... Orgazım... Metroseksüel... Zoofili... Fizyolojik...> >>idol... istersen apurçunist de diyem... Ne olcaksa...> >>> >>- De Hacer deee... Bi daha söyleee...> >>> >>- Ne yapıyong Hıdır... Kudurdung mu len?> >>> >>- Sen bu gavurca lafları edince gozüme yabancı avratlar gibigöründün> >>de bi an...> >>> >>- Istemiyom Hıdır... Kendimi şu an ilişkiye hazır hissetmiyom...> >>> >>- Ama ben hissediyom... Gel buraya...> >>> >>- Bu bi konsantrasyon meselesi Hıdır...> >>> >>- Gonsontrosponon diyen dilerini yiring... Gel buraya Helga...> >>> >>- Ne Helgası be? Adım var benim... Bireyim ben... Bıraaaak...> >>Yetiiiişiiiin... Aile içi şiddete maruz galıyom... Heeeellppp...> >>Heeellllpppp...

Sessizlikte ki ses...

Dünyada uçsuz bir okyanus, okyanus ortasında bir gemi, gemi içinde tek başına bir adam. Tek başına ama yalnız değil. Nasıl olur bu demeyin olur. Hani herkesin başına gelmiştir ya da sade benim başıma gelir. Kalabalık gürültülü bir ortam, onlarca insan içindesin ama kendini yalnız hissedersin, için sıkılır. Konuşulanlar seni sarmaz sen aslında orada değilsindir; zihnen yoksundur yani.
Buna benzer bir durum okyanus ortasında kalmış adamın hali. Kalabalık içersindeki yalnızlıktan kaçmış, gürültü içindeki sessizlikten uzaklaşıp, sessizlik içindeki sese ulaşmış. Ses bir anlam bütünüdür insan gözünde veyahut öyle gelmektedir bizim adama. Denizde bulmuştur o anlamı. Balıklarda kavramıştır sesteki o sırrı birçok insan içinde anlayamamış, bulamamış iken bu ufak ayrıntıyı. Denizin dalgası vermiştir ona; dünyanın en güzel salonunda, en güzel kürsüsünde, dünyanın en iyi konuşmacısının veremediğini. Konu dünyanın en güzel konusu iken ne bileyim; aşk, sevgi, umut, özgürlük… ama tutamamıştır denizdeki dalganın hışırtısını.
İnsanlarla anlaşamadığı kadar iyi anlaşmıştır oltasına takılan balıklarla. Hayvan dememek lazım sonuçta insanda bir hayvan az biraz düşünse ide. İşte o düşünen hayvan yani; insan anlayamamıştır bizim adamı, anlatamamıştır kendini onlara. Şaşmamak lazım esasen buna; Tanrı bile kendini anlatamadı daha bizlere. Düşünsenize Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an. Sorarım sizlere anlamış olsa idi insan Tanrı’yı yollanır mıydı bu kadar kitap? Bu kadar farklı din gelir miydi yeryüzüne. İnsan anlamadıkça Tanrı din yolladı, Tanrı yolladıkça insan kavga etti, kan döktü, can aldı, can verdi anlamamakta direndi. Bunlardan dolayıdır bizim adamın denize kaçışı tüm bu anlamsızlıklardan dolayı. Anlaşıyordu balıklarla; her gün ihtiyacı kadar tutuyor fazlasını istemiyor, rahatsız etmiyordu onları. Kirletmiyordu balıklarla ortak yaşam alanı olan denizi. Aylar geçti yıllar geçti bu olay adam ölünceye kadar böyle sürüp gitti.
Gün geldi adam öldü,tekne kayboldu,okyanus tükendi.İçi boş bir ceviz gibi kaldı dünya.Dilden dile dolaşır oldu bizim adamın öyküsü.Dünyanın başka yerlerinde ki başka denizlerde balıklar arar oldu bizim adamı.Tanrı’dan üç emir daha geldi biri sana biri ona biri de bunu yazan deliye…..

*
Silindi gönülden acı /Kalbe mubabbette buldum ilacı /Ben de müridinim işte Mevlana/ Ebede set çeken zulmeti deldim/ Aşkı içten duydum, arşa yükseldim /Kalpten temizlendim, huzura geldim /Ben de müridinim işte Mevlana

*:Nazım Hikmet.


M.KESKİN.

NaSıL ÇöZüM AmA....

Şimdi efendim memleketin hali malum; bütün sistemler çökmüş durumda hangisini ele alsan kopuyor. Eğitimden tutalım sağlık, hukuk, asayiş falan filan saymakla bitmez. İşte eğitim sistemimiz, öğretmen sıkıntısı, derslik sorunu, sosyal devlet anlayışı olmayışından velilerimizin dünyanın parasını harcaması, öğrencilerin birer yarış atı gibi birbiriyle yarışması vb. gibi bir sürü sorun. Sağlık sistemi desen sizlere ömür. Hastaneler tıklım tıklım insan dolu herkes hasta. Yeterli doktor yok, hastane yok. İlaç alırken para, muayene olurken para para Allah para her şey para.
Hukuk konusuna girmek istemem yıllardır sonuçlanmayı bekleyen davalar var adliyeler dolup taşıyor suçlularla. Yargı bağımsızlığı konusu, hâkim savcı yetersizliği, yok yargı siyasallaştı siyasallaşmadı dedikodusu almış başını gidiyor. Asayiş desen çabası; her yer suçlu dolu dünyanın polisi görev yapıyor yine suç var ortada nasıl iş anlayamadım doğrusu. Terör desen almış başını gidiyor yok efendim yok memleketin hali içler acısı bunlara bir an evvel çare bulmak gerekir değil mi efendim? Buyurun azizim bana mı demiştiniz? Size diyorum ya beyefendi yahu siz beni dinlemiyor musunuz? Dinliyorum dinlemesine de üstadım sizin bu dediklerinize bir çözümünüz var mı? Ben onu düşünüyordum iyi diyorsunuz sorunlar hakkında da çözümünüz var mı? İşte efendim bizde ondan bahsediyoruz ya. Eğitimde öğretmen sıkıntısı, hastanelerde doktor yokluğu, ilaç pahalılığı, hukukta sonuçlanamayan dosyalar, etrafta cirit atan suçlular ondan sonracıma –tamam beyefendi tamam ben anladım sizi-.
Sen diyorsun ki öğrenciler olmasa öğretmen olmaz, öğretmen olmasa okul olmaz böylelikle eğitim sorunu da kalmaz. Ondan sonra hasta olmasa doktor olmaz, doktor olmasa hastane olmaz, hastane olmasa sağlıkta sorun olmaz değil mi? Fevkalade söylediniz. İşte suç olmasa suçlu olmaz, suçlu olmasa olay olmaz mahkemeye gerek kalmaz. Zaten suçluyla suç da olmayınca asayişte kendiliğinden çözülür değil mi? Yahu üstadım ne güzel söylüyorsun tam içimden geçenler ah nerede bizim memlekette bunlar yok efendim yok bizim memleket batmış. Valla bizim memleket batmış mı bilmem ama beyefendi biz sizlerden sıkıldık yeter artık çözümsüz çözümlerden bahsedip sorunları çözüm çözümleri sorun diye gösterdiğiniz bence siz olmasanız başka bir şeye gerek kalmaz…

Oysa başka bir şafağı bekliyor vurgun yürekler
Kimi gölgelere aldanıp akşamlara kanıyor
Kimi yalnızlığın peşi
Sıra sığınaklar arıyor
Ve geceyi yakıyor kentin sokakları ışık yerine
Ama uzaklar ıslak ellerimizi görmesin diye
İçimizdeki çocuk hep karanlıkta ağlıyor.
Ahmet Can Akyol

M.KESKİN….

Denize dönmek istiyorum....

Sırtımı duvara dayamış oturmaktayım bulutsuz bir gökyüzü yıldızlar ışıl ışıl parlıyor dışarıda. Milyonlarca belki de milyarlarca yıldız tanesi. Eskiden yani çocukluğumda bir yıldız kaydığı zaman dünyada bir yere düşer sanırdım, acaba nereye düştü diye meraka kapılırdım. Sonra öğrendim ki öyle değilmiş. İlginç olurdu aslında dünyamıza düşse yıldızlar…
Gökyüzünün kalabalığından, sıkış tepişliğinden canı sıkılan bir yıldız olsam denize düşmek isterdim dünya da. Deniz engin, deniz sonsuz. Müthiş bir derinlik ve kudret var denizde hele okyanuslar. Gökyüzünün yere inmiş hali sanki ama daha sakin ve daha görkemli. Yosunlar, balıklar ve diğer deniz canlılarıyla beraber yaşamak isterdim diplerde, onlarla beraber seyahat etmek ama yakalanmadan köpek balığına. Başkada bir yere düşeyim istemezdim dünyada, inmek istemezdim karaya yok hayır. Bütün kötülükler orada çünkü; gözyaşı, ölüm, acı, umutsuzluk yani kısacası insanoğlu arkadaşım insanoğlu elinin değdiğini kurutan insan var orada. Oysa ben Tanrı’nın gözyaşları ile yıkanmışım kutsalım yani. Kâğıdımın satırlarında acının, kanın izleri sitemkâr bir tavır içersinde kalemime karşı. Duymak istemiyor anlaşılan bu gece kalemimden dökülecek iç karartıcı cümleleri. Canını yakmakta kalemim kağıdın, belki de mürekkebi bitiyordur kim bilir.Hep öyle olmaz mı bir şeyler,birileri hayatlarında bir noktanın sonuna geldiği zaman canı yanar,can yakmaya başlar.Mutluluğunu kaybettiğinde etrafındakileri de mutsuz etmeye çalışır tamamen bencil bir tavır takınır.Zenginliği kaybeden zenginleri sevmemeye başlar ve gariptir ki fakirlikte de iş böyledir.Fakirlikten kurtulan insan sevmez artık fakir insanları hor görmeye başlar onları canlarını yakmaya çalışır tuhaf doğrusu.Benim yıldızıma ne oldu nerde kalmıştık?
Kısır çelişkiler içinde sıkılıp denize düştüm gökyüzünden.Doyasıya özgürlüğün bahşedildiği mutluluk ve yaşamın olduğu dünyalara yol alıyorum huzur içinde.Balıklar,yengeçler eşliğinde uçsuz bucaksız alanlara yüzüyor,görkemli derinliklere dalıyorum.Neşeli bir gülümseme yüzümde,kalbim sevinç dolu aman dikkat etmeli köpekbalıklarına yakalanmayalım….
“Işıklı sesi o şarkıcının
Bir insan yüreğinden taşan sevgi
İnanıyorum yıkacak duvarlarını zindanların
Kurulacak sevginin ve özgürlüğün egemenliği”*

*Ataol Behramoğlu
M.KESKİN….

Sokak lambası...

Saat gecenin yarısını geçmişti bile dışarıda ince bir yağmur tembelce sessizce yağıyordu. Yitik bir sokak lambası loş ışığı etrafında sokağı aydınlatmaya çalışıyor yağan yağmur altında ıslanan adam lambanın altında oturuyordu. Belli sarhoştu başka kim böyle bir havada dışarıda durur ve ıslanmayı göze alırdı. Bir türkü mırıldanır gibi ağzını oynatıyor ve belli belirsiz kelimeler iki dudağı arasından dökülüyordu.
“Açlığın egemenliği” hüküm sürüyor yeryüzünde ve insanlar açlar; fakat yinede memnunlar durumlarından ya da öyle görünüyorlar. Öyle görünmek zorundalar başka bir şey gelmez ellerinden. Kime sığınsınlar ki nereye gitsinler güç karşı tarafta ve onlar çaresiz yalnız bırakmış güzel insanlar onları ne yapsınlar? Ah Tanrı mı? Ondan yardım beklemek işlerin en aptalcası. Tanrı hayatın insanlara ne kadar acı çektirdiğini bilmiyor ya da biliyor da insanların yardımına koşmak istemiyor. Tanrı öyle her şeyden haberdar, sonsuz güçlü ve merhametlide değildir, sözün kısası yoktur! Uydurma hepsi uydurma bütün hayat uydurma ama ben kanmam bunlara.
Dünyayı aşk ve açlık yönetiyor. İnsanların o kadar abartılı tekniklere ihtiyacı yok buğday tarlasını sürmek yeter esasen onlara. Hayatı kolaylaştırmak için bulunduğu söylenen her türlü yenilik zorlaştırıyor daha bir yaşanmaz yapıyor yaşamı. Hunharca sağlanan gelişme ve bunun çekimi altına girmiş insanoğlu sistemin kendisine sunduğu yeniliklerden yararlanmak isterken ekmeğinden oluyor. Açlığın yoksulluğun etrafında kümelenen insan yığınları kendilerine ekmek vaadinde bulunanlar altında eziliyor, onlara boyun eğiyor kendilerini yönetmelerine izin veriyor. İnsanın kendi kendine bulduğu tamamen doğal bir afyon olan aşk bir başka hüküm sürücü dünya da. Romeo’lardan Şirin’li masallara kadar her çeşit hikâye de kendinden geçmiş insanlar etraflarında olandan bitenden habersiz anı yaşamaktalar. Tamamen insani ve hormonlara dayalı bu duygu çerçevesinde dünyevi sorunlardan kendilerini soyutluyorlar. Ama yine de en masumu aşk; dünya yöneticileri arasında sadece yaşayanlara zarar veriyor ve kan dökmüyor.
Yağmur şiddetini artırır iken sessiz gecede sokak lambasının altında oturan sarhoş adamın ağzından bu cümleler dökülüyordu. Birileriyle bir şeylerle kavga eder gibi bir hali vardı heyecanlıydı. Durmadan ara vermeden konuşuyor bu ve buna benzer cümleler kuruyordu. Tüm bunları sen nasıl duydun diye sorarsanız bendim o adam…

M.KESKİN…

ANLAMADIN,ANLATAMADIM...

Öyle zor ki senden bahsetmek

Senin hakkında konuşmak

Kâğıttan taşıyor ismin, sığmıyor satırlara.

A’nın peşine takılmış b,c ve diğerleri;

İnat ediyorlar senden bahsetmemek için.

İsyankâr oldu sözcükler

Kelimeler anlam yitirdi

Kalem oynamıyor kâğıt üzerinde, konu sen olunca

Elim idam mahkûmundan korkak oluyor

Sana yazmaya kalkınca

Bir başka atıyor kalbim adını anınca

Sen değilsin aslında beni heyecanlandıran iyi biliyorum yaşadım

Sende ki bana bu hissettiklerim farkındayım

Ama yine de o sensin

Lanet olsun anlamadın,anlatamadım……


M.KESKİN

KAÇAMIYORUM....

Düştüm yerlere gerçekten değil rüya hiç değil düşüncede düştüm yerlere.Umarsızca,arkama bakmadan ve adımları kontrol etmemecesine koşarken düştüm yerlere.Yakalandım kaçamadığımdan mı,yoksa kaçmak mümkün olmadığından mı bilemeden yakalandım.
Her şey hakkında,her şeye dahil;gördüklerim,konuştuklarım benimle temas eden her nesne,her kişi hakkındaki düşüncelere yakalandım.Beş,altı,yoksa yedi mi oldu yıkıyorum yüzümü belki kurtulurum diye onlardan ama yok olmuyor.Aynaya baktım gördüğüm ben değil;ama bana benziyor,benden de çok benziyor bana ama ben değil.Kalbim daha bir hızlı atıyor düşündükçe,düşünceler çoğalıyor kalbim hızlandıkça.Beyin mi yaşatıyor insanı,kalp mi hangisi olmazsa insan olmaz?Al işte sana bir düşünce daha yok kaçamam ben düşünmekten.Peki aynadaki kim?Hani şu bana benzeyen ama ben olmayan.Düşünen tarafım mı yoksa düşünceden kaçmak isteyen tarafım mı?Bak bir düşünülmesi gereken konu daha olmuyor kaçamıyorum.Nasıl düşünmez ki insan bunca olanları,çevresinde gelişenleri,var olan hoşnutsuzlukları……..
Afrika’daki aç insanları,Iraklı çocukları ve ülkemde var olan kardeş kavgasını….tüm bunlar üstüne düşünceler ve ben kaçamıyorum.Niye kaçmak istiyorum ki onlara mı benzemek niyetim?Düşünmeyene,düşünmek istemeyene,insanları öldüren,aç bırakanlara,beni bu düşüncelere atanlara mı benzemek istiyorum?Cevap;bilmiyorum…Kısa bir sessizlik;kalbim yavaşladı gece uzun ve karanlık,benim amacım ufak bir yolculuk.
İnsan yüreğine bir yolculuk amacım;anlamak onları açlığı anlamak,yoksulluğu,çaresizliği,umudu anlamak amacım sevinci,mutluluğu…. Anlamak gideni ve gelmekte olanı.Uzun ve zorlu bir yolculuk biliyorum ama imkansız değil.Ufak bir hayal;saldım düşüncelerimi serbestler şimdi ve kafam dinç.Gidiyorlar dizginlerinden kurtulmuş bir kısrak şiddetinde gidiyorlar.Durdular Nazım’ın hücresi o güzel mavi gözleri ile Nazım karşılarında olmaz ayrılın.Japonya atom bombasında eriyen çocuklar durun geri gelin,bir baktım Deniz idam sehpasında korkusuzca duruyor.Diyarbakırlı çocuklar gözlerinde korku ve telaş,Iraklı anneler yaşlı yürekleri…Offfff başım dertte bu düşüncelerimle yoruyorlar beni.Sabah olmak üzere koşuyorum,kaçmaya çalışıyorum olmuyor düşüncelerden sıyrılamıyorum uyku çöktü uyuyamıyorum.Düşünceler,düşünceler,düşünceler…….

M.KESKİN……

Onların ayakları yok ki...

Fillere denk geldi telaş içinde hızlı hızlı koşuşan tavşan.Kaçmalarını söylüyordu fillere kaçın yanıyor orman ormanımız yanıyor,alevler azgın bir sel gibi ilerliyor kaçın.Kaçın diyordu filler;gördükleri ceylanlara yanıyor ormanımız,ağaçlar,bitkiler canlılar aleve yakalanan her şey yanıp yok oluyor kaçın kurtarın kendinizi.

Alevler içindeydi orman nasıl olmuştu nerden çıkmıştı anlaşılamadı bir anda alevler sardı her yanı ve önüne ne gelirse yakıp yıkıyordu.Yok oluyordu o güzelim yeşillikler,kuşların yuvaları yok oluyordu,yanıyordu aslanların evi ağaçlar hiç yaşamamış gibi yok olup gidiyordu.Tavşan file,fil ceylana,ceylanlar kaplumbağalara kaçın diyordu kurtarın kendinizi.Bütün orman telaş içersinde bir yandan diğer yana bilinçsizce hareket ediyordu.Kaçanlar kurtulduğuna sevinemiyordu dahi geri de kaybettiklerini düşünüyordu; evlerini,yavrularını dünyalarını kaybetmişlerdi.Geride kalanların ise düşünecek bir şeyleri kalmamıştı zaten onlar yok olmuştu.Telaş içersinde koşturur iken hayvanlar bir ses duyuldu;nereye gidiyorsunuz bu telaş nedir böyle?Asırlık ulu çınarın sesiydi bu.Yanıyor dedi hayvanlar hep bir ağızdan ormanımız yanıyor ve bu koşuşturma onun içindir alevlerden kaçmak canımızı kurtarmak için.Ya ben nasıl kaçayım bizler nasıl kaçalım dedi ağaç;bizlerin ayakları yok ki biz ne yapalım?Kimse düşünmemişti onları nasıl kurtulacaklardı?

Ulu ağacın yakınlarına kadar gelmişti alevler ve bir bir yanıyordu arkadaşları.Otlar,çalılıklar,ağaçlar kaçabilme meziyeti olmayan tüm canlılar yanıyordu.Dallarını sarmıştı alevler ulu ağacın, tanrım dedi;benim niye ayaklarım yok,ben nasıl kurtulayım?Seni özel kılan onlardır dedi tanrı;sen kaçsa idin eğer ne önemin kalırdı,insanlar sana ne değer verirdi bir düşün.Yanan yer yanar sen yeni yerinde yaşamaya devam ederdin o zaman insanlar sana niye değer versin,seni korusun ki?Peki dedi ağaç haklısın tanrım;ya onlar bunu bize yapanlar evimizi yakan,bizi ölüme mahkum edenler ne olacak onlarda insan değil mi?Onlar dedi;işte senin ayaklı olanların bak onlara hiçbir değerleri yok…

M.KESKİN

Dün Gece Bir Düş Gördüm...

Bu sabah çok mutlu uyandım. Bozmamak için bu mutluluğu bakmıyorum bugün haberlere, senelerdir aldığım gazeteyi ilk defa almadım bugün çünkü bir düş gördüm gece. Her gün ölümlerin duyulduğu dağlarımda halaylar çekiliyordu, Amed diyordu yanımda ki kız, benim Diyarbakır dediğime, Dersim diyordu bir başkası Tunceli’ye ve gülüp söyleşiyorduk barış içinde.

Hakkâri’deki çocuklar üstü başı düzgün neşeli bir şekilde okula gidiyordu ve modern bir şehir havası vardı Hakkâri’de. Erzurum’dakilerde İzmir’dekiler gibi heyecanla karşılıyordu kar yağışını çünkü kar felç etmiyordu hayatı; yollar düzgün, ulaşım sorunu yoktu. İnsanlar ölmüyordu Bayburt’ta yağmur yağdığı zaman ve çarpık kentleşme yoktu ülkemin Batı’sında. Sonra duydum ki doğmamış hiçbir zaman Tayyip, Baykal, Özal, Çiler ve daha bunlar gibi niceleri. Atatürk sağdı Dolmabahçe de dinleniyor, bahçede oynaşan bir kedi köpek gördüm ve çok şaşırdım bu kadar iyi anlaşmalarına ta ki isimlerini öğreninceye kadar köpeğin adı Kenan evren’di kedini ki feto tamam dedim o zaman. Behice Boran, M.Ali Aybars ve onun gibilerdi siyasi yöneticiler, Denizler, Hüseyinler yaşıyordu. Bir köşede Nazım’ı gördüm şiir yazıyordu aşk üzerine, açlık kalkmış işsizlik sorun değildi halkım hak ettiği şekilde insanca yaşıyordu ve Aziz Nesin tuhaflık bulamadığı için öykü yazmakta zorlanıyordu. Uğur Mumcu’lar, Kışlalılar, Üç oklar yaşıyordu. Uşaklık yapmıyorduk hiçbir ülkeye insanlarım onurlu ve başları dikti. Kürt sorunu, Alevi sorunu yoktu. Caminin yanında Cem evi vardı bir yanda semah dönülürken diğer yanda namaza durmuştu insanlar huzurla. Edebiyat üzerine tartışmalar yapılıyordu televizyon kanallarında, darbe korkusu yok laiklik elden gider diye bir endişe taşımıyordu kimse.

Mutlulukla kalktım yataktan yüzümde çocuksu bir gülümseme rüyaymış dedim kendime ve iki damla yaş süzüldü gözlerimden bir düş gördüm dün gece…


M.KESKİN

İŞTE GERÇEK YÜZLERİ

İnternette dolaşıyor şöyle bir haber sitelerine bakıyordum hayatı boyunca ilerlemeyen fakat niye ilerlemediğini hiç sorgulamayan halkımdan ne haberler var akıl fakiri ülkemde neler oluyor acaba diye.Aslında diğer günlerden farklı haberlerde yok hani şu kadar ölü şu siyasi onu dedi öteki bunu dedi, fakat dikkati mi çeken bir haber; başbakanın uçağına mizah dergisi sokulmuyormuş yuh artık.Mizahtan,eleştiriden bu kadar korkan zıt fikirlere tahammül edemiyen kendi gibi düşünmeyenleri bu kadar dışlayan bir iktidar son zamanlarda hiç gelmemişti.Korkuyor bunlar evet korkuyorlar gerçeklerden,halktan,eleştiriden,özgür düşünceden korkuyorlar alışmamışlar çünkü bu saydıklarıma; biat kültürüyle yetişmişler,şeyhlerin eteklerini öper bunlar sorgulamadan emre itaat ederler.Böyleleri başımızda bugün ne yazık ki,değiştik diyorlar birde hayır efendim ne münasebet değişmezsiniz siz bizi değiştirmek amacınız,hoşgörüyü yok etmek,biat kültürüne alıştırmak,işinize gelmeyenleri sanki sizinmiş gibi ülkeden kovmak.Sizler busunuz...